Sevdiklerimizden veya özel insanlardan vazgeçmek gerekiyor mu?

Sevdiklerimizden veya özel insanlardan vazgeçmek gerekiyor mu?


Sevdiğiniz insanlardan vazgeçmenin kolay yolları

Sevdiğimiz insanlardan vazgeçmek mi? Evet aynen öyle... Yok... Anne baba vs... aile içi kişilerden bahsetmiyorum. Keza ailesindeki birinden vazgeçmek isteyenlerin vay hallerine. Allah yardımcıları olsun demekten başka çarem yok. Ama hayat işte insan hali diye bir şey var. Kim kimle nerede ne yaşar gerçekten bilemeyiz. Ben biraz daha basit olanından, daha doğrusu biraz daha kolay olanından bahsetmek istiyorum. Bazı sevdiğimiz yakın veya çok yakın arkadaşlardan vazgeçmekten bahsediyorum. E bundan bahsediyorsam, ya bu durumdan muzdarip biriyim yada gerçekten hiç arkadaşım olmamış. Ne acı...

İnsanları değiştirmek zor oldukları gibi kabul etmek daha zordur


Hepimizin hayatında türlü türlü huyları yüzünden tartıştığımız çok arkadaşımız olmuştur değil mi? Ama hayat bu ya, işte bir türlü vazgeçemiyorsunuz bu insanlardan. Bakarsınız ki yıllar geçmiş ve biz yinede vazgeçmemiş hep ödün vermişizdir bu insanlardan vazgeçmemek için. Sonuç ise kafaya takmalı hallerin yanımıza kar kalması. Hani acaba bende mi bir sıkıntı var acaba diye düşünürsünüz. Maalesef insanları değiştirmek gerçekten zor. Oldukları gibi kabul etmek ise çok tartışmalı. Uyurken horlama değil ki olduğu gibi kabul edesin. Çünkü bazılarının yaptığı sizi sadece işlerine geldiği gibi canları isteyince arkadaş, canları isteyince maskot gibi kullanmaktan öteye götürmez. Çünkü bazıları gerçekten sadece kendi maneviyatları için insanları kullanır. Gider gelir, derdini anlatır, anlatır, anlatır... Üstelik siz onun en iyi arkadaşlarından biri olduğunuzu sanırken, onun aslında birden fazla en iyi arkadaşı vardır. Ve söz konusu sizin sorunlarınız olunca dinlemek bile istemez. Hele ki zamanla aranızdaki maddi güç farkı iyice açıldıysa, arkadaşınıza bundan ötürü ne kadar değiştiğini anlatsanız da onun bir kulağından girer diğerinden çıkar. Çünkü o maddi gücü arttıkça, manevi değerlerini kaybetmektedir. Yani güzelleştikçe çirkinleşen, veya zenginleştikçe fakirleşenlere örnek teşkil ederler. Hadi itiraf edin. Parayı bulunca değişmek olgusunu bilmeyeniniz var mı ? Veya güzelliğini bir silah olarak kullanmayan hiç kimseyi görmediniz mi ? Neyse kendi deneyimlerimin mini yansımalarına girmeme hiç gerek yok....   

İyi arkadaş nasıl olmalı?


Şimdi bunu tanımlamak da gerçekten çok zor. Ama içinizde arkadaşından çekmeyen var mı ? Zaten arkadaşın olmadan bu sorguları bile kafanızdan geçirmeniz imkansız. Ancak bi şekilde uzak veya yakın hepimizin arkadaşı vardır ve bunların bazıları sebep ne olursa olsun bizim gerçekten çok yakın arkadaşımızdır. Dikkat: Yakın arkadaş demek iyi arkadaş demek değildir. İyi arkadaş ne demektir peki? Kime göre iyi? Ne oldu da iyi veye kötü? Dedim ya; bunu tanımlamak çok zor diye. Ama burası benim blogum; Ve tek tek tanımlayacağım. Maaleef tanımlayacağım. Çünkü benim hiç iyi arkadaşım olmamış. Belki de kötü olan bendim bunu bilemiyorum artık... Ama önce ben yazıyorum! İlk yazan kazanır! Kimse kusura bakmasın.

Bence arkadaş kelimesini sorularla madde madde incelemek gerekiyor. Hemde maddiyata kadar incelemek gerekiyor ki, ak koyun kara koyun belli olsun.

Arkadaşınız?

Zor gününüzde yanınızda oldu mu? (bu geniş bir başlık farkındayım)
Mutlu gününüzde yanınızda oldu mu? (bu da geniş bir başlık farkındayım)
Sizden daha çok parası var mı ? (bu önemsiz bir başlık)
Size hiç borç para verdi mi ? (bu önemli bir başlık)
Siz ona hiç borç para verdiniz mi?
Borç alıp da vermediğiniz oldu mu? (önemli detay)
Borç verip de alamadığınız oldu mu ?
Borç aldığınızda siz verene kadar borcunu ver dedi mi? (önemli detay)
Borç verdiğinizde o verene kadar 'borcunu ver' dediniz mi?
Sevgilinize yan baktı mı? (çok önemli detay)
Sevgilinizle yattı mı? (çok daha önemli detay)
Sevgilinize iş koy du mu? (çok önemli detay)
Her önünüze gelene sevgilim dediniz mi?
Peki ya tam tersi oldu mu ? siz onun sevgilisine iş koydunuz mu? Sevgilisine yan baktınız mı? Sevgilisiyle yattınız mı?
Sizi bir erkek için sattı mı ?
Sizi bir kız için sattı mı?
Veya tam tersini siz ona yaptınız mı?
Neden satıldığınızı düşündünüz?
Neden 'satılmak' olarak değerlendirdiniz?
Bunu kaç kere yaptı?
Sizden hatası için özür diledi mi ?
Siz ondan özür dilediniz mi?
Sizden hep özür mü diliyor?
Siz ondan hep özür mü diliyorsunuz?
Çok iyi anlaşıyorsunuz ama çok mu tartışıyorsunuz?
Sizi başkalarının yanında küçük mü düşürüyor?
Size ego mu yapıyor, üstün gelmeye mi çalışıyor?
Kendisine biyad etmeniz için sizi manipüle mi ediyor?
Veya tam tersini siz ona yapıyor musunuz?

Başka sorduğum veya sormadığım var mı ?


Örneğin

Birlikte tatile gittiniz mi? 
Birlikte yemek yediğinizde elini sizden önce cebine attı mı?
Siz aramadan sizi arar mı?
Siz, o aramadan önce arar mısınız?
Sizi aramadığı için telefonuna bakmamazlık eder misinz?
Yazdığınız mesaj normalden daha uzun süre Whatsapp'ta mavi tik olmadı mı?
Yan yanayken telefonunu elinden hiç düşürmüyor ama söz konusu sizin mesajlarınıza geç mi dönüyor?
Size surat mı yapıyor?
Sizi değersiz hissettirmeye de başladı mı?

Ne sorular biter, ne de 'evet hayır' cevapları anlam teşkil etmez belli bir zamandan sonra. Aslında bu sorulara vereceğiniz her cevap aslında çok şey ve çok fazla anlam ifade eder ama her birini tek tek incelemek ele almak o kadar zor ki. Çünkü hepsinin parametreleri ve evet hayırlarının doğruluğu emin olun sadece iki kişi arasında yitip gider. Çünkü insan Miguel de Cervantes Saavedra isimli yazarın Köpeklerin Sohbeti başlıklı kısa kitabında anlattığı gibi karmaşık, ve yazıma yakıştırmayacağım bir çok sıfata sahiptir. 

Sorarım size, yine de sevdiklerimizden, çok özel arkadaşlarımızdan vazgeçmek gerekiyor mu gerçekten? Bunun cevabını ben bilemem elbette, kararını da veremem. Ama dedim ya bu benim blogum ve ben kendi kararlarımı verememekle cebelleşirken bile, karar vermeye doğru ilerliyorum. Ve kendi sürecimi göz önünde bulundurup; Vazgeçmekse vazgeçmek, mesafe koymak ise mesafe koymak artık her neyse, bunu kolaylaştırmak için yaptıklarımı anlatmak istiyorum. Yok yok anlatmak istemiyorum... Bunu anlatmaya ihtiyacım var.

Aslında çok dertliyim neredeyse tüm arkadaşlarımdan yana :) İkizler burcu olduğum için mi acaba bilmiyorum. Hani ikizler için dengesiz, bir anı bir anını tutmayan derler ya o da olabilir. Maksadım kimseyi suçlamak değil keza benim gibi düşünen, arkadaşlarından, özellikle de samimi arkadaşlarından çok çektiğini düşünen binlerce insan olduğunu biliyorum. Aslında bu bilmek de sayılmaz. Sadece basit bir hesaplama ve gördüklerimden, deneyimlediklerimden ötürü bir çıkarım. Klakıpta size isim vererek, benim için çok önemli çok sevdiğim arkadaşlarımıın hikayelerini özetleyip bir bir yaptıklarını da anlatamam ki bu hiç adil olmaz. 

Gelelim sevdiklerimizden (sevdiklerimiz derken lütfen anlamı çarpıtmayalım, siz anladınız ne demek istediğimi) nasıl vazgeçebiliriz hususuna.  Ama önce neden vazgeçemediğimize kısaca bir değineyim mi?

Çünkü çoçukluğumuzdan itibaren yukarıdaki soruların hepsinin cevapları, samimi olduğumuz arkadaşlıklarımızda saklı. Doğrusu yanlışı ayrı mesele. E zaten yukarıdaki soruları ve sorunları zaten sarı çizmeli Mehmet ağayla yaşayacak değilsiniz. Elbette arkadaşlarınız veya yakın arkadaşlarınızla yaşayacaksınız. Ayrıca biraz iyimser olup şunu eklemek istiyorum. Anlaşamamak, anlaşabilmek kadar normaldir. Yine dozunda elbette. Zaten olaylar doz aşımı olunca ortaya çıkıyor ya, hani o açıdan. İşte bütün bunlara rağmen sebepleriniz oluyor vazgeçememek için.

Yalnızlıktan korkmak


Aslında herkes yalnızlıktan korkar ve bir o kadar da yalnızlığı sever. Ama bu ikiliyi bile dozunda ve iz isteyince olsun isteriz değil m i? Yok işte o ayarı tutturmak gerçekten zordur. Çünkü ozaman ya yanlış yapan ya da yanlış yapılan konumuna düşersiniz. Çözüm olarak her iki durum içinde kararında davranmak en kararında davranış olacaktır. Özellikle ve özellikle nezaketten vazgeçmeden. Neyse bu da uzar gider. Temel sorunlardan biri bu. Yalnızlık. Zaten armuda saplı üzüme çöplü dersek etrafımızda insan kalmaz ki? Yalnzlıktan korkmakta haklısınız.

Taktir edilmek


Taktir edilmek mi? Ben açıkçası bu taktir olayına pek doyamadım. Hep yerle bir edildim. Oysaki taktir edilecek taraflarımın çok olduğuna da inanmıştım. Ama insanız işte yanılırız. Veya yerle bir edilmemizin sebebi belki de, taktir edilmesi gereken taraflarımızın çok oluşundandır. Hani popomuz kalkar diye karşı tarafın çekinceleri olmuştur belki... Olamazmı? E tabi olasılıkların sonu yok... 

Bir şeyleri yalnız yapamamak


Ben hayatım boyunca arkadaşlarımla yapmaya can attığım herşeyi değil, bir çok şeyi yalnız yaptım. Birlikte yaptıklarımızda da sanırım çıkarların denk düşmesi düşeş oldu. Ancak samimiyetle söylüyorumki; En çok yapmak istediklerimi en çok yapmak istediğim insanlarla yapamadım. Doyamadım istemeye ve arkadaşlarımla birşeyler yapmaya. Benim deneyimlerimin çoğunluğu kullanılmak olarak sonuçlandı. Siz ne yaşadınız bilmiyorum. (Soner arıcada çaldım )  

Biliyorum, yine çok uzattım.... Madem öyle, gel böyle.... Sorunun cevabı sizde vazgeçmek mi yoksa mesafelendirmek mi. Ya bunu netleştirin ya da zaman bırakın. Bu yazıyı neden yazdım onu söyliyim. 'Sevdiklerimizden vazgeçmenin kolay yolları' vb bir arama yaptım ve bulduklarımla yetinmedim. Ve kendi yaptıklarımı yazmaya ihtiyaç duydum. Şimdi yaptıklarıma geleyim kısa ve net.

Söz konusu arkadaşlarımın, tüm resimlerini değilse de büyük bir çoğunluğunu yok ettim. Siz gerekiyorsa hepsini yok edebilirsiniz. Arkadaşınıza kattığınız değerle, fotoğraf sayısını ve ne kadarını yok etmek gerektiği kısmını hesaplamak size kalsın. Anıları silmek çare değil ama görmemek ruhu rahatlatabilir. 

Yazı yazmayı seviyorsanız boş vakitlerinizde yazı yazın. Gerçekten çok rahatlatıcı! İllede blog yazmanıza gerek yok. Deftere yazın. Ama blogunza yazmak emin olun çok daha iyi olur. Yeni insanlarla tanışmanıza vesile olabilecek şeylerdir blog yazma işleri.  Ayrıca, defterinize yazsanız kim okuyacak ki? 

Spora başlayın. Ahh en zoru bu biliyorum. Ben bir kaç ay gittim sonra yemedi bıraktım. Ama dirayetli biriyseniz spor da çok iyi geliyor. Gerçekten daha pozitif düşünmenizi sağlıyor. En önemlisi de akıl ve beden ve ruh sağlığınız dengeleniyor. E bu beklendik bir şey zaten. Aklıma gelenleri eklerim yine... Şimdilik bu kadar. Kesip attığım için üzgünüm. Bu arada yazdıklarım doğru olanları temsil etmez. Bunun altını netlikle çizmek isterim. Daha sonra güncellerim. Yazım hatalarını vs. Düzeltirim. Görüşmek üzere. I gotto go to bed  
Sence bu yazı nasıl

Yorum Gönderme

0 Yorumlar