İnternetten para kazanma olgusu ve internet kazançları

İnternet’ten para kazanma konusu özellikle yeni neslin üzerinde sıklıkla durduğu veya çoğunun hayalini kurduğu bir kazanç şekli. Özellikle Lgbt bireyleri yakından ilgilendiren konulara değinmeye özen gösterdiğim blog sitemde, bu defa LGBT arkadaşlarıma özellikle tavsiyem olan bu yazımda gelecekte kendilerine küçük bir alternatif olabilecek İnternet’ten para kazanma konusunu aktarmak isterim. Keza hem ülkemizde hemde dünyada yeni nesil LGBT, farkındalık açısından çok bilinçli. Bilinçli bir kitleden profesyonel sonuçlar beklemek de hiç anormal olmayacaktır. Keza görünürlük için her alanda bilinçli bir LGBT topluluğuna ihtiyaç var. LGBT neden internet sektöründe olmasın? Elbette aktaracağım bilgilerin cinsiyetle sınırlandırılması söz konusu olamaz ve herkese açıktır. Ancak blogumuzun içeriklerden ötürü özellikle Lgbt kitleye hitap ediyor olması bunun altını çizmem için küçük bir gerekçe. Keza ayrıca, her LGBT kendini özgür hissetmiyor ve veya bulunduğu ortam gereği kabuğuna sıkışmış veya kendini ifade etmekte sıkıntı yaşıyor olabilir. LGBT kesime biraz pozitif ayrımcılık yaptığım fikrine kapılabilirsiniz de, ancak haklı olabilirim, çünkü eşcinsel gençler kendilerini muhafazakar toplumlarda baskı altında hissedebilir. Bu baskı ise kişilerin yaratıcılığını ortaya çıkarmasına engel olabilir. İnternet sınırlarınızı bildiğiniz sürece özgür bir alandır ve İnternet’ten para kazanma olgusu gerçektir.

Bu yazımın özellikle bu durumda olan, üretmeye ve hayallerini gerçekleştirmek isteyen, İnternet kazançlarıyla alakalı bilgi almak isteyen, üretken (Özel Lgbt) gençlere, faydalı olmasını diliyorum ve konuyu fazla uzatmadan İnternet kazançlarına bağlamak istiyorum. Ha bu arada bu süreç uzun soluklu bir süreçtir. Kısa vadede bir şeylerin beklentisinde olmamanız gerektiğini de biliniz. Yazının devamını okumadan önce bilmek istersiniz diye belirtmek istedim. Keza bu süreç gibi, yazı da bir hayli uzun 👍

İnternet’ten para kazanma girişimi, bazılarının gerekli adımları atıp sonradan vazgeçtiği, yarım bıraktığı yada hiç başlamayıp sadece hayalini kurduğu faaliyetlerin kuramsal oluşumudur 😉 Felsefi bir giriş oldu 👍

Bu yüzden hayal kurmakla kalmayın bir an önce başlayın. Doğru veya mükemmel zamanlama diye bir ”an” bekliyorsanız öyle bir zaman yok! ‘O’ an şimdidir! Ayrıca şunu da bilin, kimse size nasıl yapıldığını tam olarak gösteremez! Madonna’ da aynısı söylüyor! Şarkılarından birinde geçen söz şu: What are you waiting for nobody’s gonna Show you how (Ne için bekliyorsun kimse sana nasıl yapılacağını göstermez) 🙂 Ve ne yapmanız gerektiğini nasıl yapmanız gerektiğini zamanla çok daha iyi anlayacaksınız ve bazı ayrıntılar anlatılabilecek türden şeyler değil, keza deneyimlemek gerekir. Ve her şeyin çok kısa bir sürede olmasını beklemeyin. Deneyim, üretim ve tabiki sabır en büyük yardımcınız olacak! Asıl mesele başlamak da değil. Bunu sürdürmek! Ve çalışmaktan, hiç vazgeçmemek! Elbette bi yerlerde çalışıyor ve zaten para kazanıyorsanız böyle bir şeye ihtiyacınız olmadığını düşünebilirsiniz. Zaten işinizi gücünüzü bırakıp sırf buna yoğunlaşırsınız direk iptal olursunuz. Öyle bir şey de önermiyoruz. Sadece minik minik çabalarla ve zamana yayarak varabileceğiniz basit bir hedeften bahsediyoruz bunu da ekleyelim 😉

+ ön bilgi

E tabi her şeye profesyonel başlamak isteyebilirsiniz de. İlk günden itibaren çok iyi bir blogunuzun olmasını da isteyebilirsiniz. Ancak, profesyonel veya yarı profesyonel olsa da bunun zaman ve emekten geçtiğini lütfen her zaman göz önünde bulundurun. Biraz araştırma yaptıktan sonra dilerseniz bir yazılım şirketiyle anlaşabilir kendinize eşsiz ve özgün bir blog sitesi de yaptırabilirsiniz. Tüm ihtiyaçlarınızı ve hayal ettiğiniz şeyin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bilgiyi yazılım şirketine aktarmanız yeterli olacaktır. Veya yazının devamındaki en bilinen ücretsiz blog servislerinden bahsettiğimiz yazıya da bakabilirsiniz. Olasılıklar çok fazla. Bu yüzden yazımın çoğunluğu sıfır maliyetle neler yapabileceğinizi kapsayan türde bilgiler olacaktır. Elbette devasa miktarlar kazanmaktan da bahsetmeyeceğim. Ancak devasa rakamların da çalışmalarınız, bakış açınız veya yapacağınız yatırımlara orantılı olarak artmasının ihtimaller dahilinde olduğunu asla unutmayın. Günde 1 ekmek parası kazanmakla başlamak ilk hedefiniz olsun. Bakarsınız 2 ekmek olur 3 olur 4 olur… Üstelik sıfır maliyet 👂

1- Temel başlangıç: blog veya site oluşturma 

Süreç basitçe şöyledir:   Bilgisayarınız var mı ? İnternetiniz var mı ? öncelikle bunlar yeterli olacaktır. Aklınıza, bilginize güveniyor musunuz ? Güvenmiyorsanız da sorun yok zira İnternet’te kaynak çok Tavsiyem, uzmanı olduğunuz yada az çok bir şeyler bildiğiniz bir konuya odaklanmanızdan yanadır. Ya da araştırın, okuyun ve kendinize bir alan seçin, sonrasında kendi fikirleriniz elbette oluşacaktır. Söyleyecek bir şeyleriniz olacaktır, çünkü artık bilgi sahibisiniz. Araştırmacı olmak faydalı olacaktır. Bilgiye ulaşmanın tek yolu budur.

Buraya kadar geldik mi ? o halde işe koyulmak için gerekli malzemeler aklınızda kol geziyor demektir. Aklınızda gezenler elbette ki hakim olduğunuz bilgiden ibarettir. Taş, tuğla kum harç gerekmez. Hatta daha basit düşünün, tıpkı Instagram veya Twitter da bir içerik türüne yoğunlaştığınız bir sayfa kurmak gibi ama tam olarak değil çünkü bloglar çok daha geniş kapsamlı olabilir. Her şey zihinsel üretimden ve bilgi birikiminden geçer. Şimdi bu bilgileri insanlara yararlı olması açısından bir yerlerde toplamanız, ekleye ekleye çoğaltmanız ve paylaşmanız gerekiyor dimi ? Yani yazacaklarınızı, çektiğiniz fotoğrafları koyacağınız bir yer lazım. Hayır Facebook veya Instagram gibi değil. Onlar sosyal medya platformu oluyor ve seni neredeyse üretmekten geri koyuyor. Orada on binlerce takipçiye ulaşmanın modası da geçti. Hatta öyle bir hesabınız varsa daha da iyi, keza oluşturduğunuz blogunuzun reklamını çok takipçili hesaplarınızdan paylaşabilirsiniz. Oralarda harcadığınız vakitten vazgeçmek kulağa pek ilginç gelmiyor olabilir ama şunu da bilin. Bu dünyayı yapanlar değiştirir. Ve bir an önce yapın  O halde kendiniz için ücretsiz hizmet sunan onlarca blog servisinden birini seçebilirsiniz. Hangi blog servisinden başlamanız gerektiği konusunda kafanız karışıksa, bu yazıda kafanızı daha da çok karıştırabilirim 😀 https://stories.angelsturkiye.com/2018/12/hangi-blog-servisi-wordpress-blogger-tumblr.html

Hangi blog servisini seçeceğiniz konusunu da anlamamış olabilirsiniz. Çünkü bunu anlamak içinde deneyime ihtiyacınız olacak. Keza hiç dert etmeyin, içerikleriniz blog servislerinde güvende ve bunları birbirlerine aktarmak hiç mesele değil. Zamanla hangi platform ile ilerlemek istediğinize karar verdikten sonra tüm içeriğinizi tek bir yerde toplamak zor olmayacaktır.

İyi iş çıkarmaya özen gösterin çünkü burası sizin sanal eviniz ve bildiklerinizi paylaştığınız platformunuz olacak. Ve yakında o platform size gelir gelir getirmeye başlayabilir. Tasarım görsellik ve benzeri gibi tüm ayrıntılara zamanla hakim olacaksınız. Üstelik gecenizi gündüzünüzü buna harcamanıza gerek yok. Instagram Facebook gibi platformlarda ayırdığınız zamanlardan çalabilirsiniz. Hatta kitlenizi bu oluşturacağınız blogunuza bile baktırabilirsiniz:) Artık içerik üretimine başlayabilirsiniz. Yani yazmaya … Yazmayı seviyor olmak emin olun bir avantaj! Yazmayı seviyor olmak gerçekten önemli. Çünkü artık bir blog yazarı olacaksınız. Ve zaman geçtikçe emin olun kendinizi çok geliştireceksiniz. Öyle ki; Hedefleriniz değişebilir. Sizi para değil belki başarı da mutlu edebilir… kim bilir?

2- Blog yazarlığı gelişimi: Orijinal içerik ve trafik elde etme

Blog yazarlığının önemi sizce neden artıyor sanıyorsunuz? Çünkü internet denen bütünlük, yani arama motorları ve doğal olarak da insanlar, sürekli yeni ve ilginç içerik arayışında. Bir çok sitede blog yazarlığının popülaritesinden ve bu işte başarılı olmanın tüyolarından bahsediliyor. Ancak tüyolar yerine göre tüy gibidir, hiç bir işe yaramaz. Çünkü tüyoları uygulamak için bile yeterli bilgiye sahip olmak gerektiğini unutmayın. Yeterli bilgi sahibiyseniz tüyoları yüksek potansiyele çevirmek mümkün. Gözünüz korkmasın yazıyı okumaya devam edin.

İnternet ortamında bir çok yazarın yazılarını alıp birleştiren ve yeni bir yazıymış gibi gösteren ve izinsiz şekilde kendi bloglarında yayınlayan blog sahipleri mevcut.  Ancak merak etmeyin yazılarınızın kopyalanmasının artık neredeyse size bir zararı yok. Eskiden evet, bir açıdan dezavantajdı ancak Google ve benzeri arama motorlarının sürekli yeni algoritmalar geliştirmesi bu çalıntı yazı olayının büyük oranda önüne geçti diyebiliriz. Arama motorları yazıların ilk yayınlanma kaynağını fark edebilecek kadar iyiler! Klavye de tuşlara basışınız bile kontrol ediliyorken kopya içerik artık sadece vazgeçmeye meyilli olanlar içindir desek yeridir. Blog yazılarını satan kişiler bile mevcut. Bu kişiler kendi bloglarında yazdıkları gibi başka bloglarda da yazı yazıyorlar ve yazdıkları yazı bazında para kazanıyorlar. Yani bu kişilerin para kazanmak için sürekli yazıyor olmaları gerekir değil mi? Kendi blogunuz olmasa bile internetten kazanmanın farklı yolları hep olmuştur. Ancak bu yazımız özellikle kendi blogundan kendi içeriğinden ve emeğinden bir şeyler elde etmek isteyenler için ayrıntı vermektedir.
Tavsiye:

Ne yazacağınızı bilmiyorsanız, kopyalama yapmadan, yeniden yorumlayarak yazmak faydalı olabilir. Ancak çok benzeri olursa avantaj değil dezavantaj olabilir. Yazınızın faydalı olduğundan emin olun yeterli. Zaten olayın özü bu… Faydalı olmak! Keza blog yazmanın çok kolay bir şey olduğunu hiç sanmayın çünkü yazmadan önce konuya az çok hakim olmak gerçekten okunacak türden bir şey çıkarmak için size çok fayda sağlayacaktır. Cümlelerinizin konuyla alakalı bir biçimde gelişmesi, akıcı ve okuyucuyu koparmayacak nitelikte olması önemli kriterler arasında. Yazıyı düzenlemek ve dil bilgisi, noktalama gibi kurallara da uymak gerekir ve belli başlı yazınsal kriterler daima olacaktır. Bir editörünüz yoksa bu gibi yazım kurallarına ve yazı yazma yeteneğine de, zamanla ve sürekli yazarak hakim olacaksınız. Yani kendi editörünüz olacaksınız.. Sabretmekten vazgeçmeyin

Fiziksel ve somut çözüm: Başlar başlamaz profesyonellik gerektiği fikrini unutun. Bilgisayarınızın karşısına oturun ve oluşturduğunuz blogunuzda bilgilerinizi kendi kaleminizden yazılara ve sayfalara dökmeye, yazmaya başlayın. Emin olun yazı yazma beceriniz gittikçe güçlenecek yazdıkça daha çok şey öğreneceksiniz. Ve daha çok şey yazmak isteyeceksiniz. Zaten uzmanlaşmak çok zaman almayacaktır. Bu süre içinde de İnternet’ten para kazanmak gerçeğine daha çok yaklaşacaksınız. Unutmayın ki bilgi bilgiyi tetikler. Konular ve bilgiler bir birini tetikleyip üretkenliğiniz kendiliğinden artıracaktır.. Mademki İnternet’ten para kazanmayı da istiyorsunuz, vazgeçmeyin yeter zira en büyük hata vazgeçmek olacaktır. Ancak şu ‘para kazanma’ olayını uzunca bir müddet aklınızdan çıkarın! Yazılı veya görsel anlamda neyi ne kadar iyi, anlatabileceğinize, aktarabileceğinize odaklanın. Farz edinki İnstagram’da veya Facebookta güzel bir fotoğrafı iyi bir hikayeyle paylaşıyorsunuz. Gerisi hayal gücünüzde saklı.

Orijinal içerik üretimini anlamak.

Yazmış olmak için yazmayın. Gerçekten ilgi çekici bir şeyler yazabilirsiniz. Örneğin Medium isimli bir platformda kullanıcılardan öylesine ilginç konular geliyor ki, hatta okuyabilmek için premium bir hesap bile gerekiyor. Ancak ücretsiz bir hesapla kimlerin ne kadar yaratıcı olduğunu görebilecek kadar fikir edinebilirsiniz… Yazmaktan keyif almak inanın ki başka bir mesele.

Elbette  en uzmanı da bilir ki, İnternet’ten para kazanmanın yolu, öncelikle blogunuzda yazmaktan veya genel olarak iyi üretmekten geçer. Kişinin öncelikle, zamanla uzmanlaştığı veya uzmanlık alanı ile ilgili yazılar tercih etmesi gerektiğini de belirtmeye çalıştık. Bunun yanı sıra sitenin içeriği, tasarımı, ve tabi ne derecede içerik ile dolu olduğu da önemli unsurlardan. Tüm ayrıntılar ve benzeri diğer parametrelerin hepsi zamanla ve emeğinizle orantılı olarak gelişecektir. Hiç dert etmeyin, tasarım ve görsellik 1 kaç saat ve bir kaç gün hafta vs ile sınırlıyken içerik üretmek aylar ve yıllar alacak meseledir. Yani yazmak ve üretmek çok önemli. Üstelik kendi yazdığınız veya orijinal, eşi benzeri görülmemiş, başka bir yerde yayınlanmamış yazılar olmak zorunda. Bu arada kullanacağınız görseller kesinlikle lisans sorunu içermemeli. Yazılarınıza görsel gerekiyorsa şu sitelerdeki ücretsiz profesyonel görselleri değerlendirebilirsiniz. internetten_nasil_para_kazanilir.jpg Unsplash Pexel Bu 3 site neredeyse en iyileri ve her birine üye olarak sitenizin linkini ve sosyal medya hesaplarını ekleyebilirsiniz. Ve hatta kendi yaptığınız kaliteli görselleri yükleyebilirsiniz de. Özgünlük ve orijinallik için ayriyeten blogunuz üstünden gelir ele etmek için, bu tarz sitelerin görsel kaynaklarını kullanmanız şart. Zira görseller telif haklarını ihlal ettiği için Adsense sitenizi reddedebilir. Yazılarınız için muhteşem öne çıkan görselleri kendiniz de yapabilirseniz emin olun bu çok daha iyi ve daha çok ziyaretçi çekme de kilit unsurlardan biridir. Muhteşem görsellerle desteklenmiş orijinal ve ilginç yazılar çarpıcı başlıklar ile arama motorlarının dikkatini çekecektir

Orjinallik arama motorlarının dikkatini çeker

Arama motorları ve özellikle Google, kelime aramalarında son derece akıllı ve adil olmak için programlanmıştır ve sürekli geliştiriliyor ve her gün milyonlarca siteyi geziyor, ve bu sitelerin içinde ne olduğunu kendi veri tabanında saklıyor.  Google’ın siteleri gezme işine index’leme deniyor, yani Google sizin sitenize geldiğinde, sitenizde ne olduğuna dair bir liste hazırlıyor. Ve sanal dünyada neyin veya hangi bilginin nerede olduğunu çok iyi biliyor ve buna göre sıralama yapıyor. Google’ın sizin sitenize gelip, gitme olayının en önemli kısmı ise şu şekildedir:  Örneğin birisi, ”xyz xyz”  kelime öbeklerini arıyor ve sizinki veya sizinki gibi bu konuyla alakalı yazıların bulunduğu yüzlerce siteyi tarayarak sonuçları veriyor. Ancak tamda burada, Google kendi algoritmasına göre, konuyla en alakalı sonuçları, en üstten en alta göre sıralıyor ve bu sıralama şekli dönem dönem değişiklik gösterebiliyor. Burada hemen, bu aramalarda üst tarafta olmak ve Google tarafından referans gösterilmek gerektiği anlaşılıyor .

Ama Google sizi neden referans göstersin? İşin asıl kısmı da burada başlıyor ya! Yani sizin de anlayacağınız gibi; Ne yaparsınız da Google’ın dikkatini çekersiniz? Cevap ise çok basit. Özgün ve orijinal olun ve sadece yazın üretin ve görsellerle destekleyin, sabırlı olun, sonrasında bırakın Google görsün. İsteseniz de istemeseniz de Google sizi ziyarete gelecektir. Çünkü Google kişilerin kendi kalemlerinden bloglara dökülmüş güncel içerikleri (yazı, resim veya video da dahil )  çok sever ve bunlara öncelik verir. Ve gerektiği ölçüde sitenizi şımartır. Bu yüzden sitenizi sürekli yeni bilgi paylaşımları ve yazılarla güncel tutmaya özen gösterin. Bu güncel kalma kronolojisi illede her gün veya her hafta bir yazı yazmak demek değildir. Örneğin sadece 20 30 kadar makalenin bulunduğu ve 2 3 ayda bir güncellenmiş ama gerçekten faydalı ve iyi içeriklerin olduğu bloglar bile belli bir zaman sonra sürekli trafik almaya devam edecektir. Söz konusu içeriğin ve başlıkların sürekli arama alan türden konular olmasının, yani aranma hacminin yüksek olmasının bunda tabiki de etkisi olacaktır. Yani kabaca aranma hacmi yüksek olan 20 adet başlıkla bile sürekli ziyaretçi alan bir blog oluşturmanız kesinlikle mümkün. Bu durum yine çok para kazanacağınız anlamına gelmez. Ancak sürekli ziyaretçi gelmesi olasılıkların ışıklarıdır ve başarı yolunda bir adımdır ve çok az da olsa para kazanmanızı sağlayacaktır. Yukarıda da değindiğim gibi, günde 1 ekmek meselesi!

Google sadece arama sonuçlarını baz alarak sitenize gelmez elbette, belli zaman aralıkları içinde Google zaten sitenize güncel olsun veya olmasın defalarca gelip gitmiştir ve her gelip gitmesinde siteniz ile alakalı yeni bilgiler edinmiştir. Sonuç olarak sizin siteniz ile alakalı bir veri bankasını zaten oluşturmuştur. Yani Google aslında sitenizin elçisi ve yerine göre muhasebecisidir diyebiliriz de. Siteniz veya blogunuzla ilgili bildiklerini arama sonuçlarıyla kıyaslar ve kimin ne aradığına ve talebe göre en uygun siteyi sıralayarak sunar. Sizin siteniz de bu arama yapılan kelimelerde sık sık Google tarafından sıralamada gösteriliyorsa, İnternet’ten para kazanmaya hazırsınız demektir. Nasıl mı? İnternet’te yerli yabancı onlarca reklam şirketlerinin reklam bannerlarını kendi web sitenizde yayınlayarak elbette! Tüm dünyada en çok kullanılan ve talep edilen reklam şirketinin Google Adsense olduğunun altını çizmekte fayda var.

3- Adsense ile tanışın

adsense ile ne kadar kazanırım

Yukarıda bahsettiğimiz gibi 20 30 tane belli arılıklarla girilmiş özgün ve dişe dokunur başlıklar Adsense reklam platformuna başvurabilmeniz için yeterli olabilir. Sonra Adsense panelinizden süreci takip edebilirsiniz. Google Adsense onay süreci başlı başına bir konudur ve Adsense onayını almak sanıldığı kadar kolay değildir. Adsense reklamları yüksek kaliteli içeriklerin olduğu sitelerde genelde daha hızlı onaylanmaktadır. Bu süreçle alakalı çok daha fazla bilgiyi İnternet’ten araştırarak bulabilirsiniz. Adsense onay süreci çok parametreli bir süreçtir ve hakkında başlı başına bir yazı yazmam gerekir. Ancak maalesef bu çok da uzmanı olduğum bir konu değil. Keza bende Yeni bir Adsense kullanıcısıyım ve öğrenmem devam ediyor. Bu süreçle alakalı Adsense forumlarından veya daha uzman kişilerin önerilerini okuyun veya Adsense panelinizdeki uyarı ve tavsiyeleri netlikle anlamaya çalışın. Zira, reddedilme sebepleri, sitenizdeki en spesifik reddedilme sebebinin ne olduğunu açıklamayacaktır. Çünkü politika ihlalleri belirlenen ana başlıklardan bir tanesinin kapsamındadır.  Politikalara uymuyorsa genel bir uyarı çıkar ve ayrıntının ne olduğunu anlamak zaman alabilir. Şiddetle her ayrıntıyı çok iyi şekilde anlayarak okursanız problemi çözebilirsiniz. Adsense onay sürecini geçtiğinizi varsayalım ve konumuza devam edelim.

Adsense hesabınızdaki söz konusu siteniz onaylandıysa. Reklam kodlarını sitenizin görünen kısımlarına eklemeye başlayabilirsiniz. Bu reklamlar ile artık para kazanmaya başladınız demektir! Geriye kalan ziyaretçilerin dikkatini çekmek olacaktır. Herkes kendi cihazında kendi geçmiş arama sorgularına yönelik reklamları görecektir. Bu bazen değişiklik gösterebilir

Bu reklam yayınlama kodlarını alırken otomatik reklamlar seçeneği yeni başlayanlar için daha uygun olabilir. Zaman içerisinde Google ziyaretçi kitlenizi anlayacak ve bu otomatik reklamlarla en iyi sonucu almanız için uygun reklamları yayınlayacaktır.
  

Yayınlanan reklamlar ne kadar çok tıklama alırsa, o kadar da çok para kazanıyorsunuz demektir. Bu bağlamda tıklama oranları, görüntüleme başı maliyet ve benzeri onlarca faktör söz konusu ve tüm bu parametreleri Adsense panelinizden takip edebilir ve gerekirse bu işlerden iyi anlayan birinden yardım da alabilirsiniz. Özellikle başlangıç aşamasında, bu para kazanma olayını gözünüzde ne çok büyütün ne çok küçük görün. Çünkü binlerce ziyaretçiye ihtiyacınız olacak. Bu yüzden başlangıç aşamasında sadece kuruşlar söz konusu olabilir.

İnternet’ten para kazanma fikrine kısa sürede zengin olmak, ya da ben yazayım nasıl olsa kazanırım diye sadece para odaklı bir niyetle başlamanın çok yanlış olduğunu belirtelim. İşe başlamadan önce, elinizde ne var? Kimin dikkatini çekecek? Neden içeriğinizi kayda değer bulsunlar? Gibi soruların cevaplarını vererek bir ön hazırlık yapmak faydalı olacaktır.Ve sadece orijinal olun. Bu zaten yukarıda da bahsettiğimiz Adsense onay süreci için de önemli faktörlerden biridir.

4- Artık İnternet’ten para kazanıyorsunuz! 

Buraya kadar İnternet’ten para kazanmak konusuyla alakalı en gerekli bilgilerden bahsettik ve zaten bu aşamalara kadar olan kısmı tamamladıysanız zaten İnternet’ten para kazanıyorsunuz demektir. İnternet’ten para kazanma olayının, temel başlangıç ve para kazandıran kısmından bahsettiğimize göre konuyu burada tamamlamış sayılırız. Yani günde bir ekmek alabilecek kadar para kazandıran bir bütünü oluşturabildi iseniz, elbette daha fazlasını istersiniz. Neden olmasın? Günde 1 ekmek ile geçinmek günümüz koşullarında elbette mümkün değil. Yazının buradan sonrasında henüz deneyimlemediğimiz ve farklı kaynaklarda da bolca bilgi bulabileceğiniz başlıkları ele almaya ve öngörülerimi aktarmaya devam etmek isterim..

Daha profesyonel kazançlar nasıl sağlanır?

Elbette yazının başından beri vazgeçmediyseniz ve doğal olarak daha fazlasını isteyebilirsiniz. Ki bu en doğal hakkınız. Eminim ki yukarı da bahsettiğim temel profesyonelliğe de ulaşacaksınız. Ve bir sonraki adımınızı nasıl atacağınıza daha sağlıklı karar verebilirsiniz. Unutmayın bu sadece basit bir yan gelir. Gerçek işinizi bırakmanıza halen gerek yok 😉 Günde 3 4 tl kazanınca işi gücü bırakıp ta yazı yazayım falan diye düşünmeyin. Elbette olasılıklar ve bazı sırlar burada yazmayı akıl edemediklerimde saklı da olabilir 😉 ufak ufak ekleme yaparak devam etmeme izin verin.

Trafiğinizi ve gelirinizi arttırmak için SEO ile tanışın

internettten kazanmak için trafik arttırma

Blog sitenizde, yeni ve güncel konular yazmak, sitenize trafik çekmek için en önemli ve en gerekli icraattır. Ancak trafik çekmenin başka yöntemleri de var. Söz konusu yöntem olunca da, tek yöntem sadece yazı yazmak ve güncel içerik girmek değildir. Herkes sizin gibi düşündüğü ve İnternet’te yüz binlerce site olduğu için, son 10 yıldır tanıdık olduğumuz ”SEO” olgusu devreye giriyor.

Yazının devamında ise genel olarak web sitelerinin olmazsa olmazı olan seo çalışmaları ve son zamanlarda “yazarak kazanın” diye ortaya çıkan yeni iş modelinden bahsetmek istiyorum. Yazımızın yukarısında, Google’ın arama sorguları için kullandığı ve sürekli güncellenen özel bir algoritması olduğundan da bahsetmiştik. İşte hikayenin buraya kadar olan ve burada da bahsedeceğim kısmı tam da bu algoritma üzerine kurulu. Zira bütün seo çalışmaları, ve İnternet’ten para kazanma yöntemleri bu algoritmanın eleğinden geçer diyelim ve hemen konumuza dönelim.

Seo Nedir?

”Seo” Kelimesi  ”arama motoru optimizasyonu” anlamına gelen İngilizce kelimelerin baş harfleridir. (search engine optimization) E tabi dile kolay.

”Google” her sorduğunuza artık sesli olarak cevap verebilen, insanların aradıklarını bulmasını sağlayan yapay zekalı bir arama motorudur. Yani artık kim ne arıyorsa, Google, Bing, Yahoo, Yandex, Msn ve benzeri arama motorlarını kullanıyor.  İşte tamda burada hikayenin kendisi devreye giriyor. Yani Seo çalışmaları. Bu arama motorlarında fark edilmek için işimizi, ürünümüzü,  websitemizi veya bloğumuzu bu arama motorlarında ilk sıralara getirmek isteriz. İlk sıralara gelmek için uygulanan bir çok yöntem vardır. Bu yöntemlerin uygulanmasına Seo çalışması denir.

Seo çalışmaları yapmak için öncelikle içerik ve tasarım olarak bütünüyle tamamlanmış ve sürekli güncellenen bir bloğunuz veya bir web siteniz olması gerekir. Piyasada seo yapan onlarca program veya kişi bulmak söz konusu. Diğer İnternet sitelerinde sizden, ürününüzden veya hizmetlerinizden bahseden içerikler, linkler ve benzeri referans ve haber salınmasını sağlayan sizin için yapılan iyileştirme çalışmalarının hepsine birden Seo diyebiliriz. E tabi bu basit bir tanım olup, ileri düzey bir bilgi değil! Bunları yapan büyük şirketler olduğu gibi, kişisel olarak çalışan uzmanlarda mevcuttur. Veya tek başınıza yapmanız da olası elbette. Sonuçta seo: bazı yapılması gereken şeyler bütünüdür. Telepati veya telekinezi değildir 😉

Seo çalışmaları çerçevesinde pek çok yöntem bulunuyor. Bu yöntemlerin hepsine hakim olduğumuzu söyleyemeyiz de, ancak en önemli olanından, yazılı içerikten bahsedebiliriz. Çünkü Google için ‘içerik kraldır’ felsefesi geçerli. Temelde yazılı, güncel içerik yoksa, trafik alamaz ve yeteri kadar güçlü bir Seo çalışması da uygulanamaz…. Örneğin diyelim ki,  günde 1000 görüntüleme ve bir kaç reklam tıklaması için 3 4 TL para kazanma limitine ulaşmış bir blogunuz varsa, yapacağınız doğal bir seo çalışması ile 2000 görüntüleme elde etmek mümkün olamaz mı ? Elbette olur. Bu da, günde 3 4 TL den 6- 8 TL’ye terfi etmek anlamına gelebilir

Seo olgusunu daha iyi anlayarak kendi reklam alanını satan bir projeye dönüşüm

Seo’nun basit tanımına, fiziksel ve  basit düzeyde anlaşılır bir açıklama ile örnek vermek istiyorum. Bu örnek reklam süreçlerinin nasıl çalıştığını anlamanız için de gerekli olabilir.

Örneğin siz bir iş yeri açtınız. Her şeyiniz yerli yerinde ve yeni olduğunuz için sesinizi duyurmanız ve reklam yapmanız gerekir. Ne yaparsınız? Hemen reklam şirketleri vesaire gibi isminizi tanıtacak yerlerle temasa geçersiniz. Caddelerde billboard’larda reklamınız döner. Dış mekan reklamlarını çoğu yerde görüyoruz zaten. İnternet’te açtığınız site projeniz için de dış mekan reklamları kullanılabilir. Keza büyük sitelerin dış cephe reklamlarını görüyoruz da! İnsanların sitenize reklamlar sonucu ulaşıp ziyaretçi sayınızın artması tıpkı iş yerinizin reklamlar sonucu çalan telefonlarının artması gibi bir durumdur. Ancak fiziksel iş yerleri de artık sanal ortamda. Sanal ortam deyince reklamların da şekli şemalı değişiyor. Sonuç olarak fiziksel iş yeriniz için de, web siteniz için de, hem İnternet’te hem de sokaklarda reklam satın alabilirsiniz. Ancak dış mekan reklamlarının veya yüksek ziyaretçi çeken web sitelerinin reklam maliyetleri çok yüksektir. Oysaki Seo genelde düşük maliyetli veya belli bir ücret karşılığı yaptırdığınız veya yaptığınız bir hizmet türüdür ve arama motorlarında yapılan aramalarda görünürlüğünüzü arttırmak için yapılır. Bu doğal görünürlük, büyük bütçeli reklam maliyetlerinden kar elde etmek demektir. Hatta en akıllıca olan reklam türlerinden biri de diyebiliriz. Neden mi ? Kullanılan tekniklere, harcadığınız paraya ve yapılan çalışmanın kalitesine ve büyüklüğüne göre İnternet’te görülme olasılığınız Seo çalışması ile çok daha az maliyetli veya bedava olabileceği gibi çok daha kalıcı olabilir. Daha büyük ölçekli işletmeler seo ve direk reklamları kombine ederek kullanırlar. Ve böylece daha fazla reklam geliri elde ederler.

Şimdi yine örneklerle ilerleyelim. Reklam bazında düşünüce İnternet’te gezmek, sokaklarda gezmeye bazı açılardan benzeyebilir, çünkü çoğu İnternet sayfasında, görsel reklamlara denk geliriz. Sokaktaki dev bir reklam billboard’u reklamın içeriğine veya türüne göre daha etkili sonuçlar da verebilir. Ancak söz konusu İnternet ve Seo olduğunda durumlar çok farklıdır. Çünkü sizi görenlere hitap etmek ayrı bir durum, sizi yada ürününüzü arayanın size ulaşması apayrı bir durumdur. İnternet’te size ulaşılmasını direk reklam satın alarak sağlayabileceğiniz gibi Seo ile de sağlayabilirsiniz.

Hemen burada bir parantez açıp şunu hatırlatmak istiyorum. İnternet’ten önce, farklı ‘arama bulma’ yöntemleri kullanılırdı. Örneğin çilingir veya tesisatçı gerektiğinde, etrafta tanıdık birileri yada bir yerlerden elimize geçmiş bir kartvizit yoksa, firma rehberleri veya altın rehber gibi kitapçıklara başvururduk. Bir konuyu, birini veya farklı bilgi türlerini de kütüphanelerdeki yüzlerce ansiklopedilerden araştırırdık. Bütün kaynak ve bilgi fiziksel ortam ve yazılı belgelerde idi. Ancak günümüzde İnternet var ve neredeyse her şey orada bulunabiliyor. Yazılı kaynakların ne kadarı İnternet ortamındadır, net bir cevap yok! Lakin  ne kadar insanın İnternet ortamında olduğu ortalama olarak biliniyor. E hal böyle olunca İnternet ortamındaki bilgi akışı da birilerinin kontrolü altına giriyor ve kuralları onlar yazıyor. Örneğin Google Facebook Twitter ve benzeri diğer dev isimler başı çekiyor. (Yakın zamanda ülkemizin Twitterdan vergi alması ile alakalı bir haber bile gündeme gelmişti) Düşünün o kadar çok ki kazançları. Hani anlatmak istediğim çabalarınız sonucu iyi trafik alan bir blog sitesine dönüşebilirsiniz. Bu zaten sosyal medyada fenomen olan yüz binlerce takipçisi olan kişiler içinde geçerli değil mi ? Bu kişiler kitlelerine bahsettikleri reklamlardan iyi paralar kazanıyorlar. Sizde kendi blogunuzu reklam alanı satan bir projeye dönüştürebilirsiniz. O halde konuyu hemen bağlayalım.

Reklam Alanlarınızı Satın

internetten reklam satarak para kazanma

Google Adsense ile reklamlardan hatırı sayılır bir kazanç elde etmek için neredeyse on binlerce binlerce ziyaretçi almak gerektiğini herkes bilir. İster Adsense ister diğer reklam sağlayıcınız olsun, hepsi içinde durum aynı. Adsense vb reklam şirketlerinin koydukları belli ödeme limitleri söz konusu ve bu rakama ulaşamayan Adsense hesapları bile söz konusu. Ve bu hesapların blok yazarları bu anlamda sıklıkla hüsrana uğruyor olabilir. Asıl mesele bir blogun iyi trafik alıyor olmasına rağmen halen hayal edilen rakamlarda kazanç sağlayamaması. Bu maalesef tek kişiyle veya profesyonellerle temasa geçmeden kolay başarılacak bir durum değil.  Örneğin Google Adsense Reklamlarından Ayda 200 TL kazandıran ziyaretçi kitlesine ulaşmış biriyseniz, Bu ziyaretçi kitlesi için size bireysel olarak daha çok ödeyecek, kişiler ve benzeri diğer projelerin reklamlarını da verebilirsiniz. Yani Adsense reklamlarının döndüğü bölümlerden herhangi bir tanesinde diğer projenin reklamını yapacaksınız. Adsense hesabınız için herhangi bir sorun teşkil etmeyecektir. Reklam şirketleri veya markalar çok ziyaretçi alan bir siteye reklam vermek isteyecektir. Dilerseniz, belli bir şirketin veya markanın reklamını sitenizde yayınlayabilirsiniz. Bu şirketler sizinle doğrudan iletişime geçebilirler veya siz onlara, site analizleriniz ile teklif verebilirsiniz.

Yazılarınızı satın

Yazılarınız için para ödeyen şirketlere yazılarınızı satabilirsiniz.

Yazmak bu kadar önemliyken,  bu önemli olayı da bir sektör haline getiren siteler ve şirketler ortaya çıktı. ”Yazarak kazanın” kelime öbeklerine odaklı Seo çalışmaları bile yapılmış. Bu çok akıllıca bir yöntem elbette! Bu yöntem sayesinde Google’ın dikkatini çekmek için çok büyük ölçekte özgün ve orijinal içeriğe ulaşan bu firmalar, yazılar için yazarlara ne kadar ödüyor bilemiyoruz ama herkese hatırı sayılır ücretler ödeyeceklerini de sanmıyoruz. Yani iyi içerik üreten biriyseniz 30 40 50 ve belki daha fazla paralar kazanmak söz konusu. Bunun dışında iyi bir yazarsanız, sizden güncel ve orijinal içerik bekleyenler için sürekli yazıyorsanız, onlar için altın dokuduğunuzun farkına varın. Bu şirketler size yazı başına ödediklerinden çok daha fazlasını kazanma potansiyellerinin olduğunu bilen şirketlerdir.Ve bu işte iyi olan yazarlarına yazı başı iyi ödeme yapabilirler. Veya bazı şirketler yazarlarını kendi bünyelerinde çalıştırır.

Yazılarımız için iyi para ödeyen şirketler için yazmak yerine kendi blogumuzda neden yazmayalım sorusu geldiyse aklınıza, şöyle cevaplayalım; Çok büyük reklam geliri veya harici reklamlardan da gelir elde eden bu sitelerin veya şirketlerin, yazarlara ödediği ücretler kendi trafik hacimlerini göz önünde bulundurunca büyük kayıp değil, aksine daha büyük kazançtır. Yani yazarlarının yazdıkları içerikler, hali hazırdaki güçlerine güç katar ve ivme kazandırır. Oysaki tek bir yazarın bu yazıları kendi kişisel blogunda bu derece yüksek kazançlara dönüştürebilme olasılığı daha düşüktür. Yani 700 kelimelik tek bir yazınızı satarak, örneğin, 30, 40 veya 50 TL gibi rakamı mı tercih edersiniz, yoksa bu tek yazının kendi blogunuzda olsaydı yazının tüm yılda size 30 40 50 tl kazandırmasını mı tercih edersiniz? Tabi bunlar sadece varsayımlardır ve pratikte tamamen değişiklik gösterebilir. E tabi günde bunun gibi 2 yazı yazan birisi de doğal olarak 20 30 tl yerine 40 60 tl arası kazanacaktır.

Lakin yine de söz konusu içeriklerinizi, kendi blogunuzda mı yayınlamalısınız, yoksa başka güçlü bloglara mı satmalısınız konusu biraz muamma! Yazınız için size 30 40 TL ödüyorlarsa zaten bu sizin hali hazırdaki potansiyelinizin iyi olduğu anlamına gelmez mi ? Hem kendi blogunuzda hem başka bloglarda yazarak da devam edebilirsiniz. Bu tabiki daha çok zamana ihtiyacınız olduğu anlamına da gelecektir.

Youtube ile para kazanmak mı ilginizi çekiyor?

Youtube bildiğiniz üzere, yazıların deryasında kaybolmaktan hoşlanmayanlar için, videoların zor dünyasında şansını denemek isteyenler veya tesadüfen kolaylıkla da olsa iyi paralar kazanabileceğiniz bir gelir kapısı. Konuyla ilgili maalesef bloglar kadar derin bilgim yok ancak alttaki yazıda özellikle youtube ile para kazanmak isteyenler için ayrıntılı bir yazı

Blogspot.com WordPress.com’dan neden daha iyi?

Blogspot.com, WordPress.com ile kıyaslanınca özellikle başlangıç aşamasında bazı açılardan çok daha güçlü ve ücretsiz çözümler sunuyor

Bildiğiniz üzere, Blogger, Google’ın kendi öz ürünü. Ve bunun için blog sahiplerine aslında çok daha güçlü bir platform sunuyor. Ayrıcalıklar tanıyor da diyebiliriz. E tabi kime göre neye göre? Tabiki İnternet’te ne yapmak istediğinize göre sınırsız opsiyonlar var elbette. Ancak basit sıradan bir blog veya milyonların ziyaret ettiği bir blog sitesi de olsa kurmak istediğiniz bir blog hayaliniz varsa, bu işte en düşük maliyetle başlamanın hatta hep ve devamlı olarak sürdürmenin en hesaplı yolu blogger diyebiliriz? Ama neden?

1- BARINDIRMA (HOSTING )

Blogspot.com uzantılı bir blog ile hosting derdiniz yok veya WordPress.com uzantılı bir blog için de hostinge derdiniz yok ama WordPresste 3GB ile sınırlısınız. 3 gb zaten doldurması zaman alan bir miktar. e tabi başlar başlamaz onlarca video doldurmayacaksanız. Ayrıca wordpress.com ücretsiz hesapta video yükleyemiyorsunuz.. Ancak blogger ile 15 gb limitiniz var ve videolar için de bu limitten yemek zorunda değilsiniz. Zaten Google baba’nın kendi çocukları olduğu için Youtube ve Blogger tam entegre çalışıyor. Yotube hesabınıza yükleyeceğiniz videolar sanal alanınızdan kaybettirmiyor. Zaten çok daha fazlası lazım olduğunda da kesinlikle WordPress kadar pahalı olmayacak türden seçenekler mevcut.(Google Suit gibi)

2- ALAN ADI (DOMAİN NAME) 

Blogspot.com uzantılı blogunuz için, daha prestijli olur diyorsanız, herhangi bir alan adı yönlendirmesi yapabilir ve bu güçlü içerik yönetim sistemini hiç bir ücret ödemeden kendi alan adınızla kullanmaya devam edebilirsiniz. Ancak WordPress ile bu mümkün değil. WordPress ile daha fazla şey yapmak istersniz ücretli paketlerden birine gitmeniz kesinlikle şart ve ücretli. Bu kötüdür demiyorum elbette. Sadece maliyeti düşünenler için daha çözüm odaklı olanın blogger olacağının altını çizmeye çalışıyorum. Yani sadece basitçe haber yazı resim vb içeriklerinizi paylaşacağınız bir blogunuz olsun istiyorsanız blogger çok daha güçlü olacaktır.

3- YÖNETİM PANELİ (ADMİN PANEL)

Yukarıda da belirttiğim gibi blogger içerik yönetim sistemi ile çalışmak wordpress ile çalışmaktan daha az maliyetlidir. Ayrıca blogger yönetim paneli ile çalışmak kesinlikle çok daha hızlı bir deneyimdir ve bu açıdan bakınca wordpress ile burun farkı ile değil baş farkıyla önde. İçerik üreten taraf olarak vaktinizin büyük bir çoğunluğunu admin panelinde geçireceğinizi düşürsek wordpress’in hantal yönetici ara yüzü blogger da yok ve süper hızlı.

Özet: 

Bu yazımda tamamen maliyetsiz veya çok daha az maliyetle ve görece ihtiyaçlar doğrultusunda, özetle fiyat performans bazında, Blogger servisinin WordPress platformuna kıyasen  neden daha çok tercihiniz olması gerektiğini özetlemeye çalıştım. Elbette WordPress kesinlikle çok spesifik bir fikrinizi bile işleyebileceğiniz ve neredeyse sınırsız olduğunuz muhteşem bir platfrom. Fakat işin maliyet boyutunun olacağını göz önünde bulundurun. Blogger ile alan adını bile değiştirmeden de sonsuza dek güvende ve  güçlü bir blog oluşturabilirsiniz. Ancak hangi blog servi ile başlayacağınızdan emin değilseniz Alttaki yazıdan daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

Hangi blog servisini tercih etmeliyim

‘WordPress mi Blogger mı’ soru çiftinin onlarca blog sitesinde herzaman bir kıyaslama konusu olacağından şüphem yok. Çünkü platfromlar sürekli gelişiyor ve bu süreçte avantaj ve dezavantajlar değişiklik gösteriyor. Bu avantaj ve dezavantajlarda beklentilerinize göre değişiklik gösterecektir. Ancak WordPress platfromunu çok daha fazla güncelleme alan yönetim paneli ile olasılıklar çok fazla. Ayriyeten çoğu blog açmak isteyen blogger, İnternet’ten para kazanmak konusuna çok takmış durumda. Bu süreç aslında dile kolay gelse de bir hayli zaman ve emek gerektiren bir süreçtir. İnternet’ten para kazanmak konusuna değindiğim bir yazı hazırlıyorum ve yakında yayınlayacağım. Sürecin tüm ayrıntılarına ve reklamlarla nasıl kazanç elde edebileceğiniz konusunu ve diğer ayrıntıları dev bir yazı dizisiyle ele almaya çalıştım. Yazıya bu linkten ulaşabilirsiniz https://stories.angelsturkiye.com/2019/05/internetten-para-kazanma-olgusu-ve-internet-kazanclari/

Günümüzde internet kullanımı: savaş, seviş, taktir edil beğeni kazan

Savaş, Seviş, Taktir edil beğeni kazan: İnternet’teki oyunlar ve uygulamalara bu yüzden mi çok düşkünüz? Oyunlarda savaşıyor, hırs yapıyor, zafer elde ediyoruz, Sosyal medya da beğenilmek, takdir kazanmak için, çöp çatan sitelerinde ise temel içgüdümüzü tatmin etmeye çalışıyoruz. İnsana özgü tüm bu temel, fiziksel ve manevi ihtiyaçları İnternet’ten mi bekliyoruz?

Günümüzde o kadar çoooook oyun ve uygulama var ki, hani zaten bu kadar oyuna ve uygulamaya istinaden bu yazı kaleme geldi.. Düşünsenize bir, aslında İnternet denen şey bir zamanlar sadece blogların dünyası iken ( ki en verimli olduğu çağıydı: yazmak ve okumak için) Günümüzde İnternet oldu (inter-net : basit anlamda ağlar arası demektir) Hani o bildiğiniz İnternet, neredeyse su diye içtiğimiz cigabaytlar yani (gigabyte). Doğal olarak bu cigabaytlarımızı da bitiren bu uygulamaların kendisi oluyor.  Bazı GSM şebekelerinin sosyal medya paketleri falan da maalesef ay sonunu bulmaya ancak yardımcı oluyor.😅 Hepsi tamamen ihtiyacımıza göre şekil alan bir sektördür bu İnternet dediğimiz fenomen. Ve her ne kadar insanları uzak tutmaya çalışsalar da, sosyalleşin, parka gidin gezin tozun gibi hatırlatsalar da, insanların ilgisi parkta bile devam ediyor.. Yani park ve internet ikilisinden bahsediyorsak çok sıkıntı yok keyif alın. Ancak eve kapatacak bir unsur ise maalesef orada sıkıntı var demektir☝

Günlük hayatta bulamadıklarımızdan mı yoksa çekoslavakyalaştıramadıklarımızdan mı? ☺  

Söyleyeceklerim biraz ilginç ve *korölativ olabilir. Hani evde bilgisayar başında vakit geçirmenin sosyallaşmeye engel olması mı? Yoksa sosyalleşecek kimsenin olmamasından ötürü eve tıkılıp kalmak mı? E peki ya işiniz sosyalleşmekse ne olacak 🙂 e ozaman örneğin, sosyalleşmek benim için iş ise, sosyalleşmemek de benim boş zamanlarda yapmayı tercih ettiğim şey olsun olsun 😅 çok güldüm… E tabi sosyalleşmekten asıl kastın, bireylerle gerçek hayatta etkileşim olduğu gerçeğini de aklımızın bir kenarında biliyoruz.  E tabi olasılıklar çok, o yüzden çok korölatif bir ihtiyaçtır internet, ve uzatmadan asıl söylemek istediğim yere geleyim… 

Oyunlar (bayılırız)

Hangimizin telefonunda, tabletinde, sevdiğimiz oyunlar yok? Mutlaka vardır. Mesela ben tam bir oyun severim, ve *Moba oyunları tam ilgi alanım. Örneğin en bilinenlerinden olan Mobile Legends: Bang Bang, Arena of Valor gibi oyunlar. 3’e3 4’e4 5’e5 oyunlar ve savaşlar varya.. Ofuiii olaay… Öyle ki, savaşa, yenmeye, yenilgiye doyuyorsun… Heleki arka fondaki poh pohçu kızın sözleri ise şöyle, E tabi ben sadece kelimelere vurgu yapabilirim, sizin o andaki gaza gelişiniz veya heyecanınızı sağlayan ise arka plandaki sesin kendi… işte o sözlerden bazıları şöyle.. her iki oyundan da karışık bir kaç tane yazdım. You have defeated an enemy : Bir düşmanı mağlup ettin ( e tabi arkada coşkulu bir sesle)An enemy has been slained: Bir düşman katletidildiAn enemy tower was defeated: Düşman kulesi yıkıldıVictory: ZaferGodlike:
Your team has destroyed an inhibitor: Takımınız bir savunma kulesini yok etti
ve şimdi hatırlayamadığım onlarca gaza getirici sözler.. Alttaki videoda oyunun, orijinal seslerini dinleyebilirsiniz. Ancak videodaki sesler ham kayıtlar. Yani efekt ve müziklerle güçlendirilmemiş. Ama yinede ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bu videoda da Arena of Valor oyunundaki sesleri duyabilirsiniz.

Bu sesler oyundayken emin olun bir hayli gaza getirici. E tabi videodaki gibi art arda gelince değil! Oyundayken çok keyif verici ve gerçekten gaza getiriyor 🙂  Sanki bir filmin çekildiği bir sahnenin arka planını görmüş gibi hissettiyseniz. Bu oyunları bir hayli oynamışsınız demektir.Yani asıl sorum şu ki, taktir edilme egomuz, savaşma egomuz var da bunu oyunlarla mı bastırıyoruz? Bunun için mi yapıldı yoksa oyunlar! Çok da güzel oluyor oynuyorum seve seve 🙂 Keyfimize bakıyoruz zaten… Benimkisi sadece optimist bir eleştiri. E tabi her oyun da savaş için değil elbette.. Ama bir düello veya sürekli tetikte olma durumu bu oyunların hepsiyle söz konusu değil mi? Tam bir challenge! Bazı oyunların veya uygulamaların, zeka, zihin, algı, beceri, dikkat, öğrenme vs. gibi özelliklerimizi geliştirici olduğunun iddia edildiği söz konusu. E gelde antisosyal olma 🙂 Mutlaka bazılarını denemişsinizdir. Bütün bu uygulamaların hepsi, özellikle, savaşma, zafer kazanma, ve takdir edilme ihtiyaçlarımıza ve egolarımıza çok da iyi geliyor. Hele ki bunu sosyal medyada paylaşmak cabası. E tabii savaştık, takdir gördük peki ya sevişmek? Nasıl tatmin olacağız?

Çöpçatan uygulamaları (sık sık uğrarız)

Oyunlar veya bizi eğlendiren interaktif uygulamalardan sonra en çok tercih edilen uygulamaların başında arkadaşlık sitesi uygulamaları geliyor. Dilerseniz bu yazıda Türkiye’nin en iyi arkadaşlık siteleri başlıklı tavsiye niteliğinde olan bilgilendirici yazımıza bakabilirsiniz. Türkiye’deki özellikle heteroseksüel kesme hitap eden arkadaşlık siteleri hakkında bilgi edinmek isterseniz yazıda tek tek deneyerek ayrıntılı ve görsellerle yazdık. Ama ona bakmadan önce bu yazıyı tamamlamayı da tercih edebilirsiniz. Yukarıda bahsettiğim oyun uygulamalarıyla, savaşma, dövüşme, övgü duyma vb takdir edilme gibi egolarımıza ufak ufak su serpiliyor.

Ancak birde *sevişken, cinsellik isteyen tarafı da söz konusu değil midir insanın? Ayriyeten bunun bir oyun olmadığının da farkındayız. Ve sanırım söz konusu tatmin olmak ise, gerçek hayata, oyun uygulamalarından bir nebze daha yakın olan bu arkadaşlık uygulamalarında, önce beğenilmek isteyen tarafımızı, sonrada sevişken tarafımızı tatmin etmeye çalışıyoruz. E tabi bu arkadaşlık uygulamalarında, oyunlardaki kadar tatmin olamayabiliyoruz. Çünkü bu durumda netten birini bulup tensel temas durumları söz konusu. Yani olaylar her halükarda fiziksel hayattaki bir hareket olarak vuku bulacak! Oyun vb uygulamalardaki gibi sanalda kalmayacak. Ha bazen arkadaşlıkların da sanal olduğu oluyor ve bir şekilde kişiler tatmin sağlıyabiliyor mu ? Kısmen ve kesinlikle evet… Mesela tamda bu noktada geleceğin arkadaşlık siteleri başlıklı yazı özellikle sanal ilişkileri sevenler için tam bir yazı dizisi diyebiliriz. Hani arkadaşlık sitelerindeki, temel maksadımız olan tensel temas durumu, çok taraflı çok tartışmalı. Ve nihai sonuçları çok parametreli. Ancak sevişme içgüdümüzün altını çizmeye çalıştığıma göre muhtemelen ne demek istediğimi ve bunun arkadaşlık siteleriyle olan alakasını daha iyi anlamışsınızdır.Arkadaşlık sitelerindeki bildirim seslerinin bazılarını bilirsiniz. Düşünsenize, bildirimleri uyarı sesi yerine, oyunlardaki gibi, size daha çok gaz veren heyecanlandıran, gerçek bir konuşma olsa, ne olur acaba! Biri seninle tanışmak istiyor, biri resmini beğendi, vb şekilde sesli olsa bu bildirimler yer yerinden oynamaz mı? Düşünsenize otobüstesiniz ve tıkış tıkış iken, basit bir mesaj sesi yerine, ‘biri senle tanışmak istiyor’ diye bangır bangır bağırsa telefonumuzun bildirimi. Ama oyunlardaki havaya sokan ses tonuyla olacak yoksa bir esprisi kalmaz 😅 Şimdi birazda sosyal medya üstünden beğenilme egomuzu hatırlayalım.

Sosyal medya (hiç çıkmayız)

Facebook, Instagram, Twitter kullanmayanlar var bunu biliyor musunuz? İnanın ki var! Bazı insanların gerçekten hiç sosyal medya hesabı yok. Ancak çok ilginçtir ki bu insanların çalışkanlıklarından ödün vermemek veya orada vakit kaybetmemek için mi, sosyal medyayı gerçekten kullanmadığını bilmiyoruz! E tabi yapacak bir şey yok. Herkesin kendi seçimi elbette. Hatta şunu da ekleyebilirim;  bu sosyal medya kullanmayan kişilerin bir çoğunun en az bir arkadaşlık sitesinde gizli kapaklı da olsa bir profili var. E olabilir elbette, çünkü arkadaşlık siteleri Facebook Instagram gibi sosyal medya grubuna girmiyor. Arkadaşlık siteleri, yukarı da da bahsettiğimiz çöpçatanlık siteleri gurubuna giriyor. Şimdi lütfen sosyal medya kullanıcılarının perspektifinden bakmaya çalışalım.
Aslında sosyal medya denen şey bulunmaz bir nimet dersem kızmayınız. Haberler de dahil olmak üzere bir çok konudan haberdar olmanın ve büyük kitlelere ulaşmanın en etkili yolu, tabii ki de sosyal medya. Hatta bazılarının sosyal medyayı bile çöpçatan servisine dönüştürdüğü de ayrı bir konu. Ancak temel amacına bakacak olursak sosyal medya, kişisel görünürlüğümüz ve son yılların fenomen olma sevdasının, çok çok beğenilme olgusunun vuku bulduğu platformlar. Bunun da en temelinde yatan beğenilme ve takdir edilme ihtiyacı olabilir. Ve bazıları öyle tutkun ki beğenilme sayısına; buna göre mutlu veya mutsuz bir gün geçirebiliyor. Hatta sırf bu yüzden takipçi satın alma yerlerine tonlarca para kaptırdık. Aldık 100 beğeni, 1000 görüntüleme hoop bir de baktık ki aslında takipçilerimiz robot çıktı. Ne yani bizi robotlar mı takip ediyor? E tabi takipçi sayısını yarı robot yarı gerçek kişilerden götüren profillerde söz konusu bunu biliyoruz. İllede gerçek takipçi olsun diyorsanız Instagram’da gerçekten sizin yerinize etkileşime giren followers chief isimli bir uygulama var. Uygulamanın nasıl kullanılacağını resim üzerinde ayrıntılı anlattım. Ancak hesabınızın kapatılma ihtimali çok yüksek. Lazım olur diye adamlar yapmış buradan 👈gidebilirsin.

Bu uygulamalar bize bir şey yapıyor mu?

Tüm uyarı ve uzaklaştırma haberlerine rağmen, hepimiz de biliyoruz, ve kabul ediyoruz ki, büyük bir çoğunluğumuz bu sosyal medya ortamlarının olmadığı bir hayat düşünemiyor ve sürekli ama sürekli elimizi telefondan çekmeyişimizin sebebi de bu. E tabi bunun yanı sıra benzeri bir sürü interaktif uygulamalar. Elbetteki istisnalar kaideyi bozmasa da büyük bir çoğunluğun hayatına hükmediyor diyemeyiz. Ve hatta bu uygulamaları kullananların büyük bir çoğunluğunun, vakitlerinin büyük bir çoğunluğunu, bu platformlarda harcadığını da iddia edemeyiz. Ama genel olarak, baya bir zaman boyunca bakıyoruz ve birinden girip birinden çıkıyoruz. Yani savaşmak, sevişmek, takdir kazanmak, beğenilmek gibi hareketlerin bütünü genel olarak insana özgü isteklerdir ve şirketler bu bilgilere dayanarak, yukarıda bahsettiğimiz uygulamalarla aslında üzerimizde bir etki bırakmaya mı çalışıyor, yoksa insanın içindeki bazı duyguların kontrolden çıkmasına engel olmaya mı çalışıyor? Veya hepsinden öte, internet dünyasındaki bu uygulamalar bize bişe yapıyor mu?
Bu en temel sorum 😉* Korölatif: ilişkilerin biri olmazsa diğerinin olamayacağı çıkmazı. Tavuk mu yumurtadan, yumurtamı tavuktan gibi  * Moba (Multiplayer Online Battle Arena: Çok oyunculu sanal savaş alanı)
Sevişken: Cinsel aktiviteler ve veya etkleşimlerin tümüne olan ihtiyaca düşkün olma hali

Türkiye’nin en iyi arkadaşlık siteleri

Türkiye’nin En İyi Arkadaşlık Siteleri ve Google’da İlk Sayfada Olanlar

Arkadaşlık siteleriyle alakalı bir çok yazımızın olduğu bu blog sitemizde, arkadaşlık sitelerindeki heteroseksüel ve özellikle eşcinsel erkeklerin, arkadaşlık sitelerindeki davranışlarından da bahsetmiştik. Bu blog zaten özellikle Lgbt kesme ithafen, yer yer çarpıcı yer yer faydalı başlıklar içeriyor. Kızlardan çok bahsetmedik çünkü kızlarla ilgili her şeyi ele alan başka siteler var. Kızlar soruyor iyi bir örnek ancak kızlar soruyor arkadaşlık sitesi olmaktan uzak kendine özgü bir konsepte sahip 🙂 ama site bomba bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bu blog sitemizde ayrıca en bilinen ve en popüler eşcinsel arkadaşlık sitelerine de yer verdik. Dilerseniz ana menüdeki arkadaşlık siteleri kategorisine bakabilirsiniz. Ancak Lgbt içerikli paylaşım ve sitelerle alakalı içerikler paylaşmışken birazda Heteroseksüel arkadaşlık sitelerinden bahsetmek fena olmaz diye düşündük. Keza arkadaşlık sitelerinin çoğunluğunu heteroseksüel kişilerin oluşturduğu bu sitelerin en popüler olanlarını belki haberiniz yoksa diye sizler için sıraladık. İşte Türkiye’nin en iyi arkadaşlık siteleri. Altını tekrar çizelim. Bu sitelerde sadece kadın ve erkekler için üyeliklere izin verliyor. Bu bir konsept meselesidir ve anti-lgbt oldukları anlamına gelmez.👍

Türkiye’de en bilinen arkadaşlık siteleri

Konumuz arkadaşlık siteleri olunca bu alanda en iyi ve oldukça popüler olan isimlerle başlamak iyi olacaktır. Sıralama en popüler olandan daha az popüler olana doğrugidiyor değil ancak arama sıralamalarına bakmadan önce ismen bildiklerimize öncelik verdik. Keza bu sitelerin çoğu neredeyse bazılarının bebekliğinden beri var. Diğerlerine de değinmeye çalışacağız ancak hepsini tek tek deneyimlemek fazla vakit gerektiriyor. Üye olup inceleme fırsatı buldukça bu sayfayı güncelleyeceğiz.

SiberAlem: Yanızlığın Alemi yok 

Benim aklıma ilk gelen Siberalem.com Kurulalı herhalde en az Facebook kadar eski demek neredeyse olası. Kuruluş tarihi 2000 olarak görünüyor.

Siberalem Mobil Arayüz
siberalem_desktop

Profil bilgileri bölümü hiç bitmeyecek kadar çok opsiyon sunuyor. Tüm kullanıcıların bu kadar çok profil bilgisini dolduracağı yer olması aslında fena değil. Ne kadarı doldurur tartışılır ancak kullanıcıların bazıları da var ki tüm alanları sonuna kadar doldurmayı tercih ediyor.

Standart kullanıcı arayüzü. Üst taraftaki vitrinde yer almak isterseniz 300 kredi

SiberAlem dünyaya açılmasa da Türkiye’nin en bilinen arkadaşlık sitelerinin başında geliyor. E tabi dünyaya açılmak da göreceli bir kavram… Nihayetinde çevrim içi bir site ve mutlaka dünyanın farklı ülkelerinden üyelikleri vardır. Ancak başka dillerde destek verdiklerine dair herhangi bir bilgi yok.Yaklaşık 5 milyon üye sayısı ve Türkiye’nin her yerinden katılım sayısı açısından en çok kullanıcıya sahip olan Siberalem ve bahsedeceğim diğerleri (emin olmamakla birlikte) anonim kullanıcılara izin vermiyor. Bu ve benzeri nam salmış siteler telefon numarası doğrulaması isteyebiliyorlar bunu da belirtelim.  Ciddi ilişki arayanların uğrak noktalarından olan Siberalem bir çok gazete ve haber sitesinde, evlilik hikayeleriyle adından çok bahsettirmiştir. Ayrıca ‘Yalnızlığın alemi yok’ sloganıyla, site adı tam bir uyum içinde. E zaten bu sektörde isim yapmak doğru sloganlardan da geçiyor diyebiliriz. Siberalem bunu en iyi yapanlardan. 16 yıldır çevrim içi bunu da belirtelim. Google reklamlarında da ayrıca en büyük arkadaşlık sitesi olduklarını belirten sloganlarını görebiliyorsunuz.

Küçük bir eleştiri: Siberalem gibi ülkemizde en bilinen en büyük arkadaşlık sitesinin web ve mobil ara yüzünün çok daha iyi olmasını beklerdik. Elbette bizden çok daha iyi bildikleri kendilerince bazı sebepleri vardır elbette. Ancak tüm dünyayı kasıp kavuran çok büyük rakiplerin biraz gerisinde kaldıklarını söylemek mümkün. Partner bulma kolaylığı bir hayli yüksek.

Ecift: Ask burada başlar

Ecift.com yine bilinen bir diğer popüler arkadaşlık sitesi servislerinden biri. Sade ve basit arayüzüyle, Siberalem kadar olmasa da popülaritesi en yüksek sitelerden biri. Sloganları ise çok daha iddialı: Aşk burada başlar

ecift.com mobil arayüz

Eçift diğer sürekli gördükleriniz gibi ciddi arkadaşlık ve evlilik sitelerinden birisi. E tabi bunlar sadece sloganlarda yazılı olanlar. Gerçek hayatta, yani teoriden pratiğe geçildiğinde durumlar ne derece ciddi tartışılır. Bu ifade sadece ecift.com için değil, Siberalem ve diğer pek çok benzeri arkadaşlık siteleri için geçerli bir durum. Yani kendi sitemizin tanıtımında da belirttiğimiz üzere söz konusu insan olunca sonuçlar asla hesaplanamaz. Klasik olarak alışkın olduğumuz vitrin bölümü tasarımın en üstünde görülebiliyor. Kullanıcıları kaydırarak (swipe) görebileceğiniz bir modül göremedik. Oysaki çoğu arkadaşlık sitesinde olmazsa olmazlardandır swipe özelliği. Onun dışında üyelerin tümünü birden görebileceğiniz bir sayfa bulamadık. Sitenin diğer sayfalarında bir iki kodlama hatası söz konusu. Profesyonelce değil ama popüler mi popüler 👍

Ecift web sitesinde de diğerlerinde olduğu gibi standart üyelik ve gold üyelik söz konusu. Standart üyelik ve gol üyelik farkları hizmetler sayfasında açık bir şekilde belirtilmiş.

Pembepanjur Mutlu hayatların başlangıcı

Herkesin klasik hayallerini süsleyen pembe panjurlu bir ev konseptinden yararlanıldığı son derece ortada olan ismiyle, bir hayli popüler olan bir diğer proje ise Pembepanjur. Bu projede ilk dikkatimizi çeken Cinsiyetinizi belirttiğiniz an karşı cinsi otomatik olrak aradığınız partner olarak seçiyor olması. Yine altını çizmek istiyorum; Bu anti-lgbt bir tutum değildir. Yukarı da da belirttiğimiz üzere bu bir konsept meselesidir.

Pembe panjur mobil ana sayfa arayüzü
pembepanjur masa üstü arayüzü. Kullanıcı sayısını gösteren sayaç ile çok iddialı oldukları ortada.
üyelik sırasındaki kişilik envanteri soruları
kişilik envanteri soruları
Kişilik envanteri soruları: Partnerinizin giyim tarzına kadar ayrıntılandırılmış ve kullanıcının fikri soruluyor. Bi müddet sonra sıkıcı olsa da, bu hiç fena değil 👍

Pembe Panjur sitesinin ana ekranında yazana göre:

PembePanjur sizin karakterinizi, kariyerinizi, eğitiminizi ve daha bir çok faktörü değerlendirir, ve bu analiz sonucunda size uygun üyeleri tespit eder. Bu analizdeki esas hedef bir ömür boyu birbirleriyle mutlu ve huzurlu yaşayabilecek kişileri eşleştirebilmektir.

Pempe panjurda üyeliği tamamladıktan sonra karşımıza gelen kullanıcı ara yüzü diğerlerine kıyasen açık ara önde

Pembe panjurda uzunca bir kişilik envanteri, yani yaklaşık 50 60 soru var. Bu envanter tabiki de size en iyi partneri sunabilmek için yapılmış bunu aklınızda tutun. Ayrıca bu soruları atlamak mümkün değil ve hepsini cevaplamanız gerekiyor. Bu kadar çok soru cevaplamak zorunda olduğunuz bilgisi ilk kayıt esnasında bihaber olduğumuz bir konu. Ancak tam kayıt oldum derken karşınıza bütün bu sorular çıkıyor. Aslında hiç de fena sorular değil. Zira pembe panjurlu o evde mutlu olacağınız kişiyle birlikte yaşamak hiç kolay değil 😂

Bu eşleştirme algoritması aslında bir çok web sitesinde benzer şekillerde kullanılıyor. Ancak Pembepanjur bunu biraz daha fazla ciddiye alıyor olsa gerek ki kişilik envanteri sorularını bir hayli detaylandırmış. E söz konusu ciddi ilişki değil, bir ömür boyu birlikte yaşayacak kişileri bir araya getirmek ciddi bir iddia. Ha birde pempe panjurlu ev gerçeğini hep göz önünde bulundurun lütfen 🙂

Kişisel Özet Kararımız

Yukarıda bahsi geçen sitelerin hepside partner bulma sürecinde en etkili ve zaten en popüler olanlarından. En popüler isim illede en iyi deneyimi sunacak diye bir durum yok elbette. Keza en bilinen en popüler olan Siberalem arkadaşlık siteleri içinde en iyisi demek doğru değil. Keza yazının başlarında da bahsettiğimiz gibi Siberalem fazlasıyla sade, aynı şekilde Eçift sitesi de hem sade hem kullanım açısından iyi bir deneyim sunmuyorlar. Daha dürüst olmak gerekirse bir hayli demode bir kullanıcı arayüzüne sahip olduklarını söylemek mümkün. Örneğin yurt dışı kaynaklı Tinder veya Meetme siteleri de çok sade ancak çok işlevsel bir masa üstü tasarımları var. Bu bağlamda yukarıda ki 3 arkadaşlık siteleri arasında, bizce Pembe panjur (kişilik envanteri sorularını çok sorun etmezseniz ki bizce hafif sorun) hem kullanıcı deneyimi hem de site arayüzü açısından en iyisi. Zaten Google’da ilk sayfada en üst sırada olması tesadüf olamaz. Yukarıdaki sitelerden hiç birisi bize bu tanıtım yazısı için tabiki para ödemiyor ve tamamen tarafsız gözlemlerimizi paylaşmak istedik. Bu yazıda kendilerinden bahsetmemizi isteyen olursa iletişim formundan bize yazabilirler. Üyelik açarak ve deneyimleyerek görüşlerimizi ekleyebiliriz.

Google sıralamasında olan diğer arkadaşlık siteleri

Sıralamada olan diğer sitelerde var elbette. Özellikle arkadaşlık sitelerinin bu kadar popüler olması söz konusu olunca herkes bir yarış içinde ve doğal olarak ilk sayfada olan siteler hem kullanıcı sayısı açısından hem de reklam maliyeti açısından bir hayli şanslılar ve tabiki karlı demek mümkün. işte Henüz hiç fikir sahibi olmadığımız ve üyelik açarak deneyimlemediğimiz diğer siteler. 

Elbette değinmek, bahsetmek gereken bir çok diğer arkadaşlık siteleri de söz konusu. Hatta yıllardır bilinen diğer bazı başka siteleri de ismen biliyoruz. Ancak yazımızda bahsettiklerimiz özellikle kullanarak deneyimlediğimiz bilgi sahibi olduğumuz arkadaşlık siteleridir. Güvenle kullanabilir ve partner arayışınızda işe yarar sonuçlar alabilirsiniz. Elbette partner bulabilme olgusu siz ve profilinizle alakalıdır. Belki bazen çok popüler olan bir sitede bile partner bulma konusunda zorlanabilirsiniz. Emin olun bunun site yönetimiyle hiç alakası yok bunu zaten biliyorsunuz. Güçlü bir profil bu tarz sitelerde arkadaş edinme de kritik önem taşıyor. Dilerseniz profil tüyoları sayfamıza bir göz atarak belki zaten bildiğiniz bazı ayrıntıları bir kere daha değerlendirebilirsiniz. 

Arkadaşlık siteleri kategorimize tıklayarak bir çok ilginç başlığa ulaşabileceğinizi de hatırlatmak isteriz. Aşk arayışınızda bol şanslar diliyoruz.  ✌👍 

Windows tabletler I-PAD ve Android’e mağlup oldu

Windows tabletler neden popüler olamadı?

Windows tabletler başarıyı yakalayamadı ama Windows dünyanın en çok kullanılan işletim sistemlerinden biri olarak yerini korumaya devam ediyor. Ancak son 10 yıl içerisindeki tüm hamlelerine rağmen mobil sektörde başarıyı yakalayamadı ve 2017’de Mobil telefon pazarından çekildi. 2019 da hibrit modeller ön planda

Windows tabletlerin Android ve Apple’ın  Pazarından çıkışı

Microsoft’un büyük yatırımlarına rağmen gerekli popülariteye ulaşamayan ve Windows sistemi ile çalışan bir çok tablet ve telefon 2017 civarında son güncelleme olan windows 10’a da terfi etti ancak halen dişe dokunur bir popülarite yakalayamadı. Bu varsayıma, Android işletim sistemi ve iOS işletim sistemli iPad ve i-Phone gibi diğer mobil cihazların popülaritesine kıyasla vardık elbette. Windows tabletler ve Windows telefonlar, mobil cihazlar piyasasında, son 10 yıldır satışta olmalarına rağmen son kullanıcı’nın Android’li telefon ve i-Phone bağımlılığından ötürü, özellikle mobil telefon pazarında söz sahibi olamadı ve tüm çabalarından sonra 2007 de Mobil telefon piyasasından çekildi.

Tablet ve mobil cihazların her geçen gün hayatımıza daha çok dair olmalarına istinaden, bu pazarda yerini alamayan Windows’un, diğer bir yandan, yıllardır en çok tercih edilen bilgisayar işletim sistemi olması bir artıydı. Ancak bu artıyı mobil piyasada bir avantaja dönüştürme konusunda, istediği başarıyı elde edemedi.

İlk bakışta son derece renkli ve hayat dolu ve bir hayli modern göründüğü konusunda çoğu kişi hem fikir. Bende öyle olduğunu düşünüyorum. Uygulamalar arası geçişlerde son derece başarılı, alt segment cihazlarda bile iyi performans, üst segment telefonlarda ise çok hızlı bir deneyim sunuyorlardı. Dokunsal tepkimeler son derece iyiydi.

Windows tabletler uygulamalarda mı yetersizdi?

Uygulama marketinde Android ve iPhone uygulama marketlerindeki kadar çok uygulama yoktu, her aradığınızı bulamayabiliyordunuz. Temel iş ve iletişim yazılımları ise yeterli denecek kadar mevcuttu. Ancak Android markette bir uygulama ararken neredeyse binlerce opsiyon bulabilirken, bu durum Windows telefon ve tabletlerde böyle değildi ve seçenekleriniz çok daha sınırlıydı. Bazen Windows uygulama mağazasında mutlaka vardır dediğiniz bazı isim yapmış uygulamalar bile yoktu. Öyleki, Instagram’resmi uygulaması bile son 2 yıllık süreçte geldi. Ancak nisan 2019 itibariyla instagram windows uygulama mağazasından kalktı bile. Uygulama bolluğu bir yana Windows işletim sistemli tablet ve telefonlar, hiçte fena cihazlar değiller aslında.

Windows tabletlerin metro ve ardından Windows 10 arayüzü yetersiz miydi? 

Mobil cihaz ve mobil teknolojilere yüksek ilgi duyan biri olarak tam olarak ne olduğu konusunda kafam bir hayli karıştı ancak bazı kişisel varsayımlarım mevcut. Windows tablet ve telefonların önce metro arayüzü ve sonrasındaki windows 10 arayüzü neredeyse birbirinden hiç farkları yok… Aşırı şık ve fazla haraketli. İyi bir şey söylemiş gibi görünüyor olabilirm ama aslında bu kadar şıklık ve hareketlilik iyi değil. Native bir kullanıcı deneyimi sunmuyor gibi. Tasarım itibariyle kullanıcının kontrolünde olmadığı hissiyatını vermesi de cabası. Uygulama yükleme ise yer yer kabus. (Güncel bir tablet alıp incelemedim açıkçası ama elimdeki alt segment windows tablet ile deneyimim bu)

Windows mobil arayüzü

Windows tablet arayüzünün şıklığının altını bir kez daha çizmek istiyorum, ama metro arayüz ile neredeyse aynı olan Windows 10 arayüzünün, kullanıcının beklediği samimiyeti oluşturmadığı kanaatindeyim. Android ve iPhone cihazlarda uygulamalar ile işletim sistemi sanki bir bütünmüş gibi çalışırken, Windows cihazlarda uygulamalar ve işletim sistemi apayrı bir kullanım sunuyor gibi. Ayrıca, arayüzünün köşeli ve keskin hatlar sunan genel ve tek düze tasarımı fazla kişiselleştirilemiyor. Görsel anlamda çok değişiklik sunmak pek mümkün değil. Kullanıcının kendini sınırlı hissetmesini sağlıyor!

Üçüncü parti uygulamaların bazıları ise yerine göre, emanet hissi uyandırıyor çünkü bazı uygulamaların ana sayfa da Live tile ile bir bütün halinde görünmediği, gözü tırmaladığı oluyor.  Marketteki uygulamalar ile telefonda veya tablette, Android’de olduğu gibi bütünsel görsel değişiklikler sağlanamıyor. Android’in bukalemun gibi uyum sağlayabilirliği yok. Arayüzü genel görüntüyü değiştirmeden kullanmak için yeterli şıklığı son derece sunuyor olsa da, yerine göre daha basit ve okunaklı bir görsellik arayan kesime hitap etmek için fazla cafcaflı.

Fazlası sıkıcı veya itici olabilir

Basit metin belgeleri bile Metro arayüzünün şıklığına uyum sağlamak için görselliğe boğulmuş durumda. Uygulama içi veya belgelerde okunaklılık sorun olmuyor ancak arayüzdeki görsel sadelik ve şıklığın karışımı, bir yerden sonra sıkıcı oluyor. E tabi bir de öğrenilmiş bir mobil kullanım deneyimimiz söz konusu falan…

Ana ekrandan bütün uygulamalara erişmek için tum uygulamalar bölümüne girdiğinizde aşağıya doğru uzun bir liste geliyor karşınıza, yine şık ama yeterli basitlikten uzak. Hatta ne, nerde karman çorman görünüyor. Tek tıkla karşınıza tüm uygulamalrın net ve görünür olduğu bir arayüz çıkmıyor.. Arka plan görselini magazadan indirdiğiniz uygulamalar ile değiştiremiyorsunuz. Sadece ana renklerden seçim yapabiliyorsunuz. Zaten arka plan görselini tam olarak görmenize sağlayacak bir ana ekrana sahip değil. En azından ana ekrandan sağa doğru kayınca, açılan menünün arka planında değişiklikler yapılabilmesi sağlanabilirdi. E tabi yeni ve modern cihazlarda durum nedir bilgim yok! Örneğin alttaki görselde masa üstü bir windows bilgisayarda programlar arayüzünü görebilirsiniz. Bu benzerlik, windows tabletlerde de neredeyse böyle.

Casper Nirvana N240 Hibrit windows tablet

1- Windows masa üstü tüm programlar arayüzü (masa üstünde tablet arayüzü de bu şekilde)

Alttaki resimde ise, iş görür nitelikte olan Casper Nirvana N240 model tablet bilgisayarımdan aldığım ekran görüntüsüne bakabilirsiniz. İlk görüntü tablet modunda iken alınan ekran görüntüsüdür. Yani genel olrak Windows tabletlerin varsayılan ana ekranının temsil ediyor diyebiliriz.

Alttaki ekran görüntüsü ise tablet arayüzünden tüm uygulamalara bakmak için girilen ekran görüntüsü. Uygulamaların dizlimi ve sunumu, görsel anlamda alışık olduğumuz bir mobil deneyime yakın değil. İyi kötü arası kıyaslamak zor! Zaten gördüğünüz tüm uygulamalar varsayılan sistem uygulamaları. Yeni uygulamalar yükledikçe kalabalık artıyor ve neyin nerde oldugunu bulmak zorlaşıyor.

Casper Nirvana N240 Tablet PC: Bu model klavyesi ve ekranı bir bir birinden ayrılabilen giriş seviyesinde Windows işetim sistemli bir tablet ve mini bilgisayar modelidir. Giriş seviyesinde olmasına rağmen web tabanlı çalışmalarınız için yeterli düzeydedir. Özellikleri 👈

Windows tabletler
Windows tabletler
Windows tabletler


Yüksek karşıtlık hissi

Windows’un masa üstü bilgisayarlarda, tema ayarları bölümünde yüksek karşıtlık özellikleri mevcut. Ekran isteğinize göre siyah kırmızı, mavi kırmızı ve ya siyah beyaz vb renk kombinasyonlarında kullanılabiliyor. Ancak çok çok az insan bunu benimseyebilmiştir. Windows telefonlardaki renk temaları da aynı bu hissi uyandırıyor. Bu tarz karşıt renklerin şık bir şekilde sunulmuş hali metro arayüzüne ve günümüzde ise ondan pek farkı olmayan Windows 10 arayüzüne dönüşmüş durumda.

Windows’un mobil pazardaki denemeleri

Windows telefonların neden, alışık olduğumuz Windows pencereler şeklinde, hem dosya sistemi hem de cihaza daha olduğumuz hakim hissi veren, masa üstü yazılımından çok alakasız bir arayüzü tercih ettiğini anlamış değilim. Benim gibi anlamayanlardan ötürü olsa gerek ki, telefon piyasasında bir trend olamadı. Nokia ile anlaşıp birbirlerini sektörde var etme çabaları elbette iyi bir strateji oldu ancak beklenen satışları elde edemediler. Özellikle HTC nin bir kaç modeli ve diğer markaların bir çok modelleri ile piyasaya bir çok ürün sunmuş olmaları da beklenen başarıyı getiremedi

Örneğin şu linkteki 👈 modellerden belki haberiniz bile yoktu. Windows ile hayat bulan Nokia Lumia serisinin en üst segment telefonları Nokia Lumia 1520, Ve Lumia 1020 modelleri en popüler olanları arasındaydı. 2015 yıllarında piyasadan yavaş yavaş kaybolmaya başladı ve artık görmek pek mümkün değil. Bazı ikinci el cihaz satan telefoncularda karşılaşmak olası elbette. 2017 de mobil platforma veda eden Windows 2019’da windows telefonlarına güncellmeyi kapattı. Dilerseniz 1998 yılında dünya lideri olan Nokia ile alakalı şu Youtuber’ın videosunu izleyebilirsiniz. Nokia ve Windows ilişkisi ve neden başarısız sonuçlandığıyla alakalı bir hayli bilgi paylaşılıyor.

I-PAD ve Android tabletler karşısında Windows tabletler ne durumda?

Günümüzde yüksek mobileteye ihtiyaç duyanların tercihi tabletten yana. Mail kontrolleri, fotoğraf ve benzeri uygulamalar, dosya ve sunum veya gazete, e-kitap okumak ve benzeri belgelerle sürekli haşır neşir olan biri için tabletler kesinlikle ilk tercih. Yazının devamında standart Android ve iOS tabletler ve Windows tabletler arasındaki görece farklardan bahsetmek istiyorum. Aslında konu sade ama birazda dallı budaklı. Hepimiz yıllardır Windows bilgisayarlar kullanıyoruz. Dünya çapında bir çok kullanıcının tercihi de Windows olduğu ortada. Kimileri için, bilgisayarı bilgisayar yapan şey Windows işletim sisteminin ta kendisidir. Kimileri ise her dijital cihaza bilgisayar diyebilir. Mantıken öyle zaten… Her dijital cihaz bir bilgisayardır. Ancak asıl bilgisayar, ekran karşısına oturup mouse ve klavye ile alışık olduğumuz, Windows pencereleri ile donatılmış Windows’un masa üstü yüklü cihazlarıdır diye bir algı da var.

Özellikle son 20 yıldır yıldızı parlayan teknoloji, hayatımıza bir çok yenilik kattı bu yeniliklerin en görünen tarafı ellerimizden düşürmediğimiz telefonlar ve benzeri tabletler. Çoğumuz yapabildekleri şeyleri, yapmak istedikleri şeyleri veya pırıl pırıl ekranlarıyla bizleri cezbeden tablet ve telefonları seviyoruz. I-phone ile başlayan ‘rahat dokunmatik arayüz’ sektörü I-pad ile devam eden tablet sektörüne dönüştü. Rahat derken astım elle kullanılmaya musait olan cihazlar ve sonrasını kastetmektir. Keza ilk dokunmatik cihaz tabiki de I-phone değil..

Piyasada şu an onlarca markanın her fiyat aralığında tabletlerini bulmak mümkün. alınabilirlikleri ile birlikte daha sık görülmeye başlandı tabletler ve telefonlar. İnsanlar maillerini , Facebook ve Twitter gibi sosyal ağ uygulamalarını tabletten sürdürüyorlar. Aslında tabletler ile yapabildiklerimiz bize sunduklarıyla sınırlı. Sınırı belirleyen ise uygulama marketleri demek çok yanlış olmaz. Aklınıza gelebilecek her türlü oyun, uygulama ve benzeri içeriklerin sunulduğu yüz-binlerce uygulama ne kadar yeterli oluyor? Elbette burada asıl karmaşa başlıyor. İhtiyaçlarım için tablet mi almalıyım ? Bilgisayar mı almalıyım ?

Tablet mi almalıyım ? Bilgisayar mı almalıyım ?

Tabletlerin alışık olduğumuz bilgisayarımız gibi bir arayüzü yok. Tabletler daha çok dokunmatik uygulamalar için tasarlanmış makinelerdir. Öncelikle şunu bilmekte fayda var. Cihazlar ihtiyaçlarınız doğrultusunda ‘efektif’ veya ‘efektif değil’ diye sınıflandırılabilir. Onun dışında elbette ki son model bir tablet çok eğlenceli ve işimizi fazlasıyla görmeye yeterli. Ayrıca tüm tabletlere bir mouse ve klavye yardımı ile bilgisayar havası vermek de mümkün. Ancak bir tablet hiç bir zaman alışık olduğumuz masa üstü veya diz üstü bilgisayarlarda olduğu gibi Windows görünümünde çalışmaz. Çünkü ya Android işletim sistemi ile çalışıyordur yada iOS işletim sistemi, ancak Windows işletim sistemi ile değil. Bunun yanı sıra Android ve iOS, her ikisi de tablet sektöründe Windows’u geride bırakan işletim sistemleridir.

Basit pratiklik bekleniyordu

Bu bağlamda piyasada 3 en popüler tablet işletim sistemi IOS, Android ve son olrak başarıyı yakalayamamış Windows. Bu üç işletim sisteminden Android ve IOS uygulama marketlerindeki binlerce uygulama ile Windows tabletlere büyük fark atmış durumda. Bu bağlamda Windows uygulamalar açısından çok yeterli değil. Ama işinizi görecek çoğu uygulamaya erişebiliriz diye yazının başlarında da belirtmiştik. Bir zamanlar Android ve IOS ta da çok fazla uygulama yoktu e tabi çoğumuz o dönemleri hatırlamıyor. Tablet ve mobil cihazlar ile uygulama marketi mantığı çok stratejik ve akıllıca bir mantık. Küçük küçük programcıklarla dokunmatik arayüze entegre edilebilen basit binlerce uygulama bizleri eğlendiriyor, işlerimizi yoluna sokuyor ve en önemlisi de, iletişimde kalmamızı sağlıyor. Ancak Windows nedense bir türlü talep görmedi ve halen Android tabletler ve iPad karşısında çok geride.

Windows tabletler özellikle son 3 4 yılda tablet + bilgisayara dönüştü

Dünya çapında bilgisayarların neredeyse yüzde 60 kadar bi bölümüne hakim olan Windows işletim sistemi, telefonlarında değil ama bir çok tablet modelinde yüzlerce milyon insanın alışık olduğu, klasik Windows masa üstü görüntüsüne de sahip. Yani öyle yada böyle bir tabletten yapabilmesini bekleyemeyeceğimiz ve bir şekilde ihtiyaç duyabileceğimiz klasik bilgisayarlarımız artık Windows tabletlerle daha da mobil hale geldi. Bu açıdan bakınca Windows tabletler iOS ve Android işletim sistemine karşı son derece güçlü bir rakip ve daha üst bir konumda da diyebiliriz, çünkü Windows tabletler sadece tablet değil ayrıca birer bilgisayar.

Tek dokunuşla masa üstü veya tablet olma arasında geçiş yapabilen bu yeni nesil Windows tabletler, tablet olma işinde iPAD veya Android ile yarışabilecek kadar iyiler, ama yeterince uygulama olmamasından veya belkide farklı arayüzünden ötürü tablet olarak kullanımı çok terci edilmiyor. Bu bağlamda mobil piyasadan çekilen windows bütün gücünü kullanıp tablet sektöründe de var olmayı başaracak gibi. Zaten son zamanlarda piyasaya çıkan bir çok widows işletim sistemli cihaz tablet arayüzüne de sahip olabilen bilgisayar demek daha doğru olur.

Tercihiniz ne olmalı? 

Hemen şunu ekleyerek devam etmek isterim. Günümüzde tüm cihazlar ve işletim sistemleri müthiş gelişti. Özellikle mobil telefon piyasasından çekilen Windows’un tablet de olabilen bilgisayarlara ağırlık vermesi, aslında rekabeti iyice kızıştırdı. Çünkü yeni nesil Windows tabletler yukarıda da belirttiğimiz gibi aslında daha da taşınabilir hale gelen tablet bilgisayarlara, yani, tablet olma konusunda görece yetersiz kalsa da, hem Windows tablet hem de bilgisayar olarak karşımıza çıkmaya başladı. Windows tabletlerin, her şeye rağmen bir çok Windows uygulamasını çalıştırabiliyor olması bence çok büyük bir avantaj. Yani I pad veya Android kullanan cihazlar klavye ve mouse yardımıyla tablet olmaktan çıkmıyor. Yine tablet olarak kullanıyorsunuz. Çünkü Windows tabletler gibi hem tablet hemde masa üstü arayüzleri yok

Elbette tablet ve bilgisayar olabilen bir model almak istiyorsanız üst segment bir cihaz seçmenizde fayda var. Keza ikisi bir arada olan modeller bi hayli pahalı. Tek başına tablet olan bir şeylere ihtiyaç duyuyorsanız. Standart Adnroid ve Apple tabletleri de gözden geçirebilirsiniz. Standart olarak en bilinen sosyal medya uygulamaları iletişim uygulamaları vs. neredeyse herşey için basit bir Android telefon veya tablet yeterli. Ancak bir geliştirici iseniz durumlar değişir. Bu seçim birazda ihtiyaçlarınızın ne olduguna bağlı!

Windowsların verimliliği ayrı bir mesele

Kendi açımdan konuşup Windows tabletlerin benim için neden daha verimli olabileceğini anlatmak istiyorum. Örneğin kullandığım bazı özel programlar sadece Windows’ta çalışabiliyor. Sadece Windows versiyonu olan bir çok program söz konusu! Onun dışında İnternet siteleri veya bloglar yönetiyorsanız, örneğin WordPress kullanıcısı olduğunuzu farz edelim, standart web arayüzüyle çalışan bir WordPress arayüzünü kesinlikle tercih edersiniz. WordPress’in Android ve IOS sürümlerini kesinlikle yeterli bulmuyorum. Çünkü onlarca eklenti ve benzeri kodlama vesaire gibi değişiklikler yapmak gerektiğinde tek ihtiyacınız Windowslu bir bilgisayar olacaktır.

Çoklu işlevsellik ve pratiklik

Benim için bu iki özellik neden Windows seçmeyelim sorusuna sadece basit bir cevaptır. WordPress vb site uygulamalarının çoğu, tabletlerdeki tarayıcı arayüzünde biraz zayıf kalabiliyor. Varsayılan uygulamalar son derece yeterli, ancak tasarıma müdahale etmek isterseniz kesinlikle basit bir Android veya Apple uygulaması yeterli olmayacaktır. Keza Windows’u tercih etmek için çok daha farklı veya gerekli sebepleri olanlar da var.

Bir birinden şık Power Point uygulamaları, birbirinden ağır ve yüksek donanım gerektiren oyunlar ve programlar ve daha yüz binlerce program Windows için kodlanmış durumda. Yani Tablet ve mobil sektöründe Android ve Apple nasılki yüzbinlerce uygulamaya sahip, aynı şekilde Windows işletim sistemi de kendisi için tasarlanan yüz binlerce programa sahip. Daha 7-8 yıl öncesine kadar en iyi tabletleri bile güncellemek için bir Windows bilgisayara ihtiyaç duyulduğunu hatırlatmak isterim. E tabi artık kendi kendilerini güncelleyebilecek kadar geliştiler. Yakın zamanda bir tablet almayı planlıyorsanız, tercihiniz ne olursa olsun hayırlı olsun 😉 Şu kısa yazı ilginiz çekerse bakabilirsiniz https://stories.angelsturkiye.com/2020/04/gunumuzde-tabletler-ve-tablet-bilgisayarlar/